Muhallemiler, Türkiye’de varlıkları bilinen en eski etnik unsurlardan biridir. Ataları, ortaçağın ilk dönemlerinden itibaren Anadolu’ya gelip yerleştiği tahmin edilmektedir. Yerleşim sürecinde ve yerleştikten sonraki ilk dönemleri aydınlatacak özgün bir yazılı eser bırakmamış olmaları, kendileriyle ilgili bilgi edinilmesini zorlaştırmıştır. Bunun tarihi bir ihmal olduğu düşünülebilir ancak bilinçli bir ihmalden ziyade, Muhallemilerin göçebe yaşam tarzından da kaynaklanmış olmalıdır. Buna bağlı olarak göçebe toplumların kaçınılmaz bir şekilde yazılı kültürden daha çok sözlü kültür ile kendilerini ifade ettiği, bilinen bir husustur.

The Muhallemians are one of the oldest known ethnic groups in Turkey. Their ancestors are believed to have settled in Anatolia from the early Middle Ages onwards. The fact that they have not left behind any original written works that would shed light on their settlement process and the early periods after settling has made it difficult to obtain information about them. This could be considered a historical oversight, but it is more likely due to the nomadic lifestyle of the Muhallemians rather than a conscious one. It is a known fact that nomadic societies inevitably express themselves more through oral culture than written culture.
يُعدّ الموهلميون من أقدم الجماعات العرقية المعروفة في تركيا. يُعتقد أن أسلافهم استقروا في الأناضول منذ أوائل العصور الوسطى. ولأنهم لم يتركوا أي كتابات أصلية تُلقي الضوء على عملية استيطانهم والفترات الأولى التي تلته، فقد صعّب ذلك الحصول على معلومات عنهم. قد يُعتبر هذا إغفالًا تاريخيًا، ولكنه على الأرجح يعود إلى نمط حياة الموهلميين البدوي أكثر من كونه أمرًا مقصودًا. فمن المعروف أن المجتمعات البدوية تُعبّر عن نفسها بطبيعتها من خلال الثقافة الشفوية أكثر من الثقافة المكتوبة.

Bir taraftan sözlü kültürün belgeye dayanmaması diğer taraftan bu kültürün karşılaşacağı kendinden daha yüksek düzeydeki kültürlerin etkisiyle zamanla asimile olma tehlikesi; Muhallemilerin karşı karşıya kaldığı önemli olumsuzluklardan biriydi. Bu sebeple Muhellemilerin tarihini araştırmak ve onlar hakkında kesin bilgiler edinmek son derece zordur. Belki de bundan dolayı yakın geçmişe kadar haklarında detaylı araştırmalar yapılmamıştır. Son dönemlerde yapılan araştırmalarda2 birçok özellikleri aydınlatılmış olmakla birlikte başta tarihi kökenleri olmak üzere spekülatif olduğu düşünülen başka bazı konulara detaylıca girilmediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Muhallemilerle ilgili tespit edilen söz konusu önemli detayları aydınlatmaya gayret etmek, çalışmanın temel hedefleri arasındadır.  

On the one hand, the lack of documented evidence in oral culture, and on the other hand, the danger of assimilation over time due to the influence of higher-level cultures, were significant disadvantages faced by the Muhallemians. For this reason, researching the history of the Muhallemians and obtaining definitive information about them is extremely difficult. Perhaps this is why detailed research on them has not been conducted until recently. While recent research has clarified many of their characteristics, it appears that some other issues, particularly their historical origins, which are considered speculative, have not been explored in detail. In this context, attempting to shed light on these important details identified regarding the Muhallemians is among the main objectives of this study.
من جهة، شكّل نقص الأدلة الموثقة في الثقافة الشفوية، ومن جهة أخرى، خطر الذوبان مع مرور الوقت نتيجة لتأثير الثقافات الأكثر تطورًا، عائقين كبيرين واجههما المهلميون. ولهذا السبب، يُعدّ البحث في تاريخهم والحصول على معلومات دقيقة عنهم أمرًا بالغ الصعوبة. ولعلّ هذا ما يفسر عدم إجراء دراسات معمقة عنهم حتى وقت قريب. فبينما أوضحت الأبحاث الحديثة العديد من خصائصهم، يبدو أن بعض القضايا الأخرى، ولا سيما أصولهم التاريخية التي تُعتبر تخمينية، لم تُدرس بتفصيل كافٍ. وفي هذا السياق، يُعدّ تسليط الضوء على هذه التفاصيل المهمة المتعلقة بالمهلميين من بين الأهداف الرئيسية لهذه الدراسة.

Çalışmanın hedefe ulaştırılması noktasında en büyük kolaylığı sağlayan unsurlardan biri, Arap soy kütüklerinin (Ensab) varlığıdır. Arapların çok önemsediği bu soy kütükleri, nesilden nesile aktarılmakta idi.3 Soy kütükleriyle birlikte farklı kaynakların da değerlendirildiği bu araştırmada öncelikle Muhallemilerin soylarına değinilmiş ve bu yönüyle önemli kaynaklar üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Soy araştırmaları yapılırken evvela bölgeye göç etmiş olan kabileler ele alınmış ve titizlikle incelenmiştir.

One of the greatest factors facilitating the achievement of the study's objective was the existence of Arab genealogies (Ansab). These genealogies, highly valued by the Arabs, were passed down from generation to generation.3 In this research, which evaluated various sources along with genealogies, the ancestry of the Muhallemites was first addressed, and an attempt was made to explain this aspect through important sources. In conducting genealogical research, the tribes that migrated to the region were first examined and meticulously studied
كان وجود الأنساب العربية من أهم العوامل التي سهّلت تحقيق هدف الدراسة. فقد كانت هذه الأنساب، التي تحظى بتقدير كبير لدى العرب، تُتناقل جيلاً بعد جيل.<sup>3</sup> في هذا البحث، الذي قيّم مصادر متنوعة إلى جانب الأنساب، تمّ التطرق أولاً إلى أصول المحلّميين، وسُعيَ إلى شرح هذا الجانب من خلال مصادر مهمة. وفي سياق البحث في الأنساب، تمّ فحص القبائل التي هاجرت إلى المنطقة ودراستها بدقة متناهية.

Bu incelemeden elde edilen bulguların neredeyse tamamında, Rebia kabilesinin bazı kollarının Muhallemilerin bugün yaşadığı bölgeye gelip yerleştiği yönünde bilgiler mevcuttur. Bununla birlikte Muhallemilerin etnisiteleri ile ilgili gerek bazı bilimsel araştırmalarda geçen, gerekse halk arasında yaygın olan birtakım söylentiler de ele alınmış ve bunların Muhallemilerin tarihi ile bağlantıları ilmi olarak tenkide tabi tutulmak suretiyle sonuçlandırılmaya çalışılmıştır. Bu arada yukarıda spekülatif olabileceğinden söz edilen özellikle “Ben-i Hilal”, “Süryanilik” ve “Muhallemilerin İslamlaşması” meseleleri öne çıkan konular olmuştur. Muhallemilerin İslamlaşması konusunda bilhassa Süryani kaynaklarının iddiaları dikkat çekici bulunmuş ve bununla ilgili bazı yorumlar yapılmıştır.  

Almost all the findings from this study indicate that some branches of the Rebia tribe settled in the region where the Muhallemians live today. However, certain rumors about the ethnicity of the Muhallemians, both those mentioned in some scientific studies and those prevalent among the public, have also been examined, and their connections to Muhallemian history have been critically analyzed and attempts have been made to conclude the matter. Meanwhile, the issues of "Bani Hilal," "Syriacs," and "the Islamization of the Muhallemians," which were mentioned above as potentially speculative, have been prominent topics. The claims of Syriac sources regarding the Islamization of the Muhallemians have been particularly noteworthy, and some interpretations have been made in relation to them.
تشير معظم نتائج هذه الدراسة إلى أن بعض فروع قبيلة الربيعية استقرت في المنطقة التي يسكنها المحلّميون اليوم. ومع ذلك، فقد تم فحص بعض الشائعات حول أصول المحلّميين، سواء تلك المذكورة في بعض الدراسات العلمية أو تلك الشائعة بين العامة، كما تم تحليل صلاتها بتاريخ المحلّميين تحليلاً نقدياً، وبُذلت محاولات للوصول إلى حسم في هذا الشأن. وفي الوقت نفسه، برزت قضايا "بني هلال" و"السريان" و"أسلمة المحلّميين"، التي ذُكرت سابقاً على أنها احتمالية تخمينية، كمواضيع رئيسية. وقد حظيت مزاعم المصادر السريانية بشأن أسلمة المحلّميين باهتمام خاص، وتم تقديم بعض التفسيرات المتعلقة بها.

Kısacası, bu araştırmayla öncelikle Muhallemiler kimlerdir? Anayurtları neresidir? Arap mıdır yoksa başka bir topluluktan mı gelmişlerdir? Süryani midir? İddia edildiği gibi Benî Hilâl Kabilesine mi mensuptur? Gibi soruların cevaplarına ulaşılması hedeflenmektedir. Çalışmada öncelikle konularla bağlantılı ana kaynaklara yer verilecektir. Bu kaynakların yanı sıra inceleme-araştırma kaynaklarına da müracaat edilerek çağdaş araştırmacıların konu ile ilgili görüşlerine başvurulacaktır. Kişisel bazı kanaatlerse, değerlendirmeler arasında yer alacaktır. 

In short, this research primarily aims to answer questions such as: Who are the Muhallemians? Where is their homeland? Are they Arabs or did they originate from another community? Are they Syriac? Do they belong to the Beni Hilal tribe, as claimed? The study will primarily utilize primary sources related to the topics. In addition to these sources, it will also consult research and analysis sources, and the views of contemporary researchers on the subject will be sought. Some personal opinions will also be included in the evaluations.

باختصار، يهدف هذا البحث بالدرجة الأولى إلى الإجابة عن أسئلة من قبيل: من هم المحلّميون؟ أين موطنهم الأصلي؟ هل هم عرب أم أنهم ينحدرون من مجتمع آخر؟ هل هم سريانيون؟ هل ينتمون إلى قبيلة بني هلال، كما يُزعم؟ ستعتمد الدراسة بشكل أساسي على المصادر الأولية المتعلقة بهذه المواضيع. إضافةً إلى هذه المصادر، ستستعين الدراسة بمصادر البحث والتحليل، وستستطلع آراء الباحثين المعاصرين في هذا المجال. كما ستُضمّن بعض الآراء الشخصية في التقييمات.

 “Muhallemi” İsminin Kökeni  

Muhallemiler genelde “Mıhallemi-Muhallemi” şeklinde kendilerini ifade ediyorlarsa da kendilerinin dışında söylenen “Mıhelmi” veya “Mahallemi” şeklindeki söylemlere de karşı çıkmamaktadırlar. Ortaya çıkan bu farklı telaffuz şekillerinin, söylem pratikliği veya Arap kaynaklarında geçen محلم şeklindeki harekesiz yazılıştan kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Bunun yanında kelimenin bazen Bahreyn’de bir nehir ismiyle özdeşleştirilen “Muhallim”4 şeklinde de kullanıldığı ancak soy ismi olarak kullanılması halinde “Muhallem” şeklinde okunması gerektiği ifade edilmektedir (Hamavi 1977). Bununla birlikte “Muhallemi” kelimesinin sözlükte ifade ettiği (Arapçada “hilm” kökünden türeyen) “yumuşak huylu-doğru kimse” (Türkçe Sözlük 1998) anlamından ziyade genelde izafi bir isim olduğu anlaşılmaktadır.

The Origin of the Name “Muhallemi”

While the Muhallemi people generally refer to themselves as “Mıhallemi-Muhallemi,” they do not object to the pronunciations “Mıhelmi” or “Mahallemi” used by others. It is estimated that these different pronunciations stem from practicality in speech or from the unvocalized spelling محلم found in Arabic sources. In addition, it is stated that the word is sometimes used as “Muhallim,” which is identified with the name of a river in Bahrain, but if used as a surname, it should be pronounced “Muhallem” (Hamavi 1977). However, it seems that the word “Muhallemi” is generally a relative name rather than having the dictionary meaning of “gentle-righteous person” (derived from the Arabic root “hilm”) (Turkish Dictionary 1998).
أصل اسم "المحلمي"

بينما يُشير أهل المحلمي عمومًا إلى أنفسهم باسم "محلمي-محلمي"، فإنهم لا يعترضون على النطق "محلمي" أو "محلمي" الذي يستخدمه الآخرون. ويُعتقد أن هذا النطق المختلف نابع من سهولة استخدامه في الكلام أو من التهجئة غير المُشكّلة "محلم" الموجودة في المصادر العربية. إضافةً إلى ذلك، يُذكر أن الكلمة تُستخدم أحيانًا بصيغة "محلم"، وهو اسم نهر في البحرين، ولكن إذا استُخدمت كاسم عائلة، فينبغي نطقها "محلم" (حموي، 1977). ومع ذلك، يبدو أن كلمة "المحلمي" هي في الغالب اسم نسبي وليست لها المعنى اللغوي "الشخص اللطيف الصالح" (المشتق من الجذر العربي "حلم") (القاموس التركي، 1998).

Bu izafet ise aşağıda verilecek Muhallemilerin soy kütüğünde yer alan “Zuhl” oğlu “Muhallem” ismine binaen kullanıldığı ve bundan dolayı bu soydan gelenlere “Muhallemi” (محلمي) veya Mıhallemi denildiği söylenmektedir (H.İsmail, A.Osman 2004) Nitekim Mu’cem Kabaile’l-Arab’ta “Muhallemi” kelimesi, “Zuhl b. Şeyban b. Sa’lebe’nin soyundan gelen kollardan biri” (Kahhele 1949) şeklinde tanımlanmıştır. Bunun yanında bölgede (Güneydoğu Anadolu) yaşayan Arapların kastedildiği anlamda “Muhallemi” isminin kullanımına, İslam’ın erken dönemlerinde veya öncesinde rastlanmamış olması ise dikkat çekicidir. Böyle olmakla birlikte XIV. yüzyılın başlarına kadar rastlanmayan bu ismin yerine, soy şecerelerinde geçen “Şeyban” ismine atfen çoğunlukla “Şeybani Arapları”( Hamdani 1990) ifadesi kullanılmıştır. 

It is said that this attribution is based on the name "Muhallem" son of "Zuhl" found in the genealogy of the Muhallemis, and therefore those descended from this lineage are called "Muhallemi" (محلمي) or Mıhallemi (H. İsmail, A. Osman 2004). Indeed, in the Mu'cem Kabaile'l-Arab, the word "Muhallemi" is defined as "one of the branches descended from Zuhl b. Şeyban b. Sa'lebe" (Kahhele 1949). It is noteworthy that the use of the name "Muhallemi" in the sense of referring to the Arabs living in the region (Southeast Anatolia) is not found in the early periods of Islam or before. However, instead of this name, which is not encountered until the beginning of the 14th century, the expression "Şeybani Arabs" (Hamdani 1990) was mostly used, referring to the name "Şeyban" found in genealogies.
يُقال إن هذه النسبة تستند إلى اسم "محلّم" بن "زحل" الوارد في نسب المحلّمين، ولذلك يُطلق على المنحدرين من هذا النسب اسم "محلّمي" (محلّمي) أو "محلّمي" (ح. إسماعيل، أ. عثمان 2004). في الواقع، في كتاب "معظم قبائل العرب"، تُعرّف كلمة "محلّمي" بأنها "أحد الفروع المنحدرة من زحل بن شيبان بن صليبي" (كاهيل 1949). والجدير بالذكر أن استخدام اسم "محلّمي" بمعنى الإشارة إلى العرب المقيمين في المنطقة (جنوب شرق الأناضول) لم يُعثر عليه في بدايات الإسلام أو قبلها. ومع ذلك، بدلاً من هذا الاسم، الذي لم يُصادف حتى بداية القرن الرابع عشر، تم استخدام التعبير "عرب شيباني" (حمداني 1990) في الغالب، في إشارة إلى اسم "شيبان" الموجود في الأنساب.

Bölgede yaşayan Arapları tarif eden “Muhallemi” isminin ilk defa Hasankeyf Vakayinamesinde, Hasankeyf Eyyübi Meliki, el-Melikü’z Zahir Hasan Devrinde (700-703/ 1301-1303) kullanıldığı tespit edilmiştir. Vakayinamede, El-Melikü’l Kâmil Seyfeddin Ebubekir’in vefatını müteakip kardeşi el-Melikü’z Zahir Hasan’ın tahta geçişi; ancak yedi ve sekiz yaşlarındaki iki yeğeninden (Ebubekir’in çocukları) çekindiği için de bunların Muhallemilerin yaşadığı bölgeye gönderilişi ile ilgili bilgiler anlatılmıştır.5

The name "Muhallemi," which describes the Arabs living in the region, was first used in the Hasankeyf Chronicle during the reign of the Ayyubid ruler of Hasankeyf, al-Malik al-Zahir Hasan (700-703/ 1301-1303). The chronicle recounts the ascension of al-Malik al-Zahir Hasan to the throne following the death of al-Malik al-Kamil Sayf al-Din Abu Bakr; however, it also describes how Hasan, fearing his two nephews (Abu Bakr's children) aged seven and eight, sent them to the region inhabited by the Muhallemis.

استُخدم اسم "المحليمي"، الذي يصف العرب المقيمين في المنطقة، لأول مرة في تاريخ حسنكيف خلال عهد حاكم حسنكيف الأيوبي، الملك الظاهر الحسن (700-703 هـ/ 1301-1303 م). يروي التاريخ تولي الملك الظاهر الحسن العرش بعد وفاة الملك الكامل سيف الدين أبي بكر؛ إلا أنه يصف أيضًا كيف أن الحسن، خوفًا على ابني أخيه (أبناء أبي بكر) اللذين كانا يبلغان من العمر سبع وثماني سنوات، أرسلهما إلى المنطقة التي يسكنها المحلميون.

Burada geçen Muhallemilerin yaşadığı bölge, (Muhallemi Bölgesi) “Diyarbekir’e bağlı Mardin-Midyat bölgesi”(Akbayar 2001) olduğu anlaşılmaktadır.  Muhtemelen aynı bölgeyi işaret ederek bazı bilgiler aktaran Şerefhan Bidlisi de bahsedilen yörede, topraklarında meşelik ve güzel üzümlerin bulunduğu “Muhallimi” Arap kabilesinin varlığını bildirmektedir (Şerafeddin Han  2009) Özellikle Hasankeyf Vakayinamesinde “Muhallemi” isminin kullanılmış olması, bahsedilen topluluğun, coğrafyasıyla özdeşleşen ve aynı zamanda Vakayiname öncesinde de bilinen bir isim olduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir.  

It appears that the region inhabited by the Muhallemi people mentioned here (Muhallemi Region) is the "Mardin-Midyat region affiliated with Diyarbakir" (Akbayar 2001). Şerefhan Bidlisi, who likely also points to the same region, reports the existence of the "Muhallimi" Arab tribe in the mentioned area, whose lands contained oak forests and fine grapes (Şerafeddin Han 2009). The use of the name "Muhallemi" in the Hasankeyf Chronicle is particularly important because it reveals that the community in question was a name identified with its geography and was known even before the Chronicle.
يبدو أن المنطقة التي يسكنها شعب المحلمي المذكور هنا (منطقة المحلمي) هي "منطقة ماردين-ميديات التابعة لديار بكر" (أكباير 2001). ويشير شرفهان بيدليسي، الذي يُرجّح أنه يُشير أيضًا إلى المنطقة نفسها، إلى وجود قبيلة "المحلمي" العربية في المنطقة المذكورة، والتي كانت أراضيها تضم ​​غابات من أشجار البلوط وعنبًا فاخرًا (شرف الدين خان 2009). ويُعدّ استخدام اسم "المحلمي" في تاريخ حسنكيف ذا أهمية خاصة، لأنه يكشف أن اسم هذه الجماعة كان مرتبطًا بجغرافيتها، وكان معروفًا حتى قبل كتابة التاريخ.

Muhallemilerin Etnik Kökeni 

Arapların soy ve göç yolları hakkında bilgi veren en önemli kaynaklar, şüphesiz soy kütüklerinin işlendiği ve yine Arapların “el-ensab” dedikleri kaynaklardır. “Muhallem” ismiyle yola çıkılan araştırmada kademeli olarak, bahsedilen kaynaklar aracılığıyla Muhallemilerle bağlantılı çok önemli bir isme ulaşılmıştır ki o da Rebia b. Nizar’dır. Soyunun Adnanilere dayandığı (Kalkaşendi 1980) bilinen Nizar’ın adıyla anılan büyük bir kabilenin iki önemli kolu mevcuttur.

The Ethnic Origins of the Muhallem

The most important sources providing information about the ancestry and migration routes of the Arabs are undoubtedly the genealogical records, which the Arabs themselves call "al-ansab." In the research, which began with the name "Muhallem," a very important name connected to the Muhallem was gradually reached through these sources: Rabia b. Nizar. Nizar, whose lineage is known to be traced back to the Adnanites (Kalkashandi 1980), is the namesake of a large tribe with two important branches.
الأصول العرقية للمحلم

تُعدّ سجلات الأنساب، التي يُطلق عليها العرب أنفسهم اسم "الأنساب"، أهم المصادر التي تُقدّم معلومات عن أنساب العرب ومسارات هجرتهم. وفي البحث الذي بدأ باسم "المحلم"، تمّ التوصل تدريجيًا، من خلال هذه المصادر، إلى اسمٍ بالغ الأهمية مرتبطٍ بالمحلم، ألا وهو رابعة بن نزار. ونزار، الذي يُعرف أن نسبه يعود إلى العدنانيين (كلكشندي، 1980)، هو اسم قبيلة كبيرة ذات فرعين مهمين.

Bu kollardan biri Rebia, diğeri Mudar (İbn Haldun 2000)6 olup bunlara bağlı büyük boylar bulunmaktadır (Kahhele 1949). Kaynakların bahsettiği ve aşağıda isimleri yazılı her bir künye, zamanla Rebia b. Nizar’a bağlı bir kolu oluştururken aynı zamanda Muhallemilerin soy kütüğüne de buradan ulaşmak mümkün olmaktadır. Kaynaklarda İbn Nizar’ın soyundan geldiği bildirilen isimler, Rabi’a, Esed, Huzeyfe, Da’me, Afsa, Heneb, Kasıt, Vail, Bekir, Ali, Sa’b, Ukabe, Se’lebe, Şeyban, Zuhl, ve Muhellem’den (İbn Hazm 1998; İbn Saib el-Kelbi (t.y); Sem’ani 1988; Kuteybe ed’Dinveri (t.y); Sûyuti (t.y); H. İsmail, A. Osman 2004 )7 oluşmaktadır.  

One of these branches is Rabia, the other is Mudar (Ibn Khaldun 2000)6, and there are large tribes affiliated with them (Kahhele 1949). Each of the kunyas mentioned in the sources and listed below eventually formed a branch connected to Rabia b. Nizar, and it is also possible to access the genealogy of the Muhallemites from here. The names reported in the sources as being descended from Ibn Nizar are Rabi’a, Asad, Huzeyfa, Da’me, Afsa, Haneb, Qasit, Wail, Bakir, Ali, Sa’b, Uqaba, Tha’laba, Shayban, Zuhl, and Muhallem (Ibn Hazm 1998; Ibn Saib al-Kalbi (n.d.); Sam’ani 1988; Qutayba al-Dinwari (n.d.); Suyuti (n.d.); H. Ismail, A. Osman 2004)7.
أحد هذه الفروع هو رابعة، والآخر هو مضّر (ابن خلدون 2000)6، وهناك قبائل كبيرة تابعة لهما (كاهيل 1949). كل كنية من الكنيات المذكورة في المصادر والمدرجة أدناه شكلت في النهاية فرعًا مرتبطًا برابعة بن نزار، ومن الممكن أيضًا الوصول إلى نسب المحلّمين من هنا. الأسماء الواردة في المصادر على أنها تنحدر من ابن نزار هي ربيعة، أسد، حذيفة، دعمي، عفصة، حنب، قاسط، وائل، بكير، علي، صعب، عقبة، ثعلبة، شيبان، زحلة، ومحلّم (ابن حزم 1998؛ ابن صائب الكلبي (دون تاريخ)؛ السمعاني 1988؛ قتيبة). الدينواري (بدون تاريخ)؛ السيوطي (بدون تاريخ)؛ ح. إسماعيل، أ. عثمان 2004)7.

Sadece burada geçen “Muhallem” isminden yola çıkılarak günümüz Muhallemilerinin soyunun bu kişiden gelmiş olduğunu ifade etmek elbette yeterli olmayacaktır. Böyle bir çıkarıma varabilmek için künyelerin yeterli olmayacağı da açıktır. Bu sebeple bir taraftan elde edilen künyelerin tarihi kayıtlar eşliğinde coğrafi mekânlarla birleştirilmesi ve ayrıca her bir kolun göç yolunun takip edilmesi gerekirken, diğer taraftan da Arap aşiret gelenekleriyle karşılaştırmanın aydınlatıcı olacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda yapılan araştırmalarda günümüzdeki Muhallemilerin yaşadığı bölgede kalan topluluklar için belli bir döneme kadar genelde Rebia veya Bekr b. Vail’in soyundan “Benî Şeyban” (Şeyban’ın Çocukları)” tabirinin kullanıldığı görülmüştür. 

It would certainly not be sufficient to conclude, based solely on the name "Muhallem" mentioned here, that the present-day Muhallemites are descended from this individual. It is also clear that the family tree alone is insufficient for such a conclusion. Therefore, while it is necessary to combine the obtained family trees with historical records and geographical locations, and to trace the migration routes of each branch, it is also considered that comparison with Arab tribal traditions would be illuminating. In research conducted in this direction, it has been observed that for a certain period, the term "Bani Shayban" (Children of Shayban), generally used for the communities remaining in the region where the present-day Muhallemites live, refers to those descended from Rabia or Bakr b. Wail.
لا يكفي قطعًا، استنادًا إلى اسم "المحلم" المذكور هنا فقط، استنتاج أن المحلميين الحاليين ينحدرون من هذا الشخص. ومن الواضح أيضًا أن شجرة العائلة وحدها لا تكفي للوصول إلى مثل هذا الاستنتاج. لذا، فبينما من الضروري ربط شجرات العائلة المُستخلصة بالسجلات التاريخية والمواقع الجغرافية، وتتبع مسارات هجرة كل فرع، يُعتبر أيضًا أن المقارنة مع التقاليد القبلية العربية ستكون مفيدة. في الأبحاث التي أُجريت في هذا الاتجاه، لوحظ أنه لفترة معينة، كان مصطلح "بني شيبان"، الذي يُستخدم عادةً للإشارة إلى المجتمعات المتبقية في المنطقة التي يعيش فيها المحلميون الحاليون، يُشير إلى المنحدرين من رابعة أو بكر بن وائل.

“Benî Şeyban”ın Anayurdu ve Göçleri 

Esas konuya girmeden önce Muhallemilerin ataları olarak değerlendirilen Benî Şeyban’ın göç ettikleri coğrafya arasında zikredilen “Tur el-Berri”, “Baarbaya” ve “Turabidin” gibi yerlerin neresi olduğuyla ilgili açıklama yapma gereği duyulmaktadır.  Üçünün de aynı yer olduğu tahmin edilen bu coğrafi alanlar, hem Muhallemilerin yaşadıkları coğrafya ve hem de aşağıda bahsedilecek Arap göçlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlaması bakımından önemli olduğu değerlendirilmektedir.

The Homeland and Migrations of the Banu Shayban

Before delving into the main topic, it is necessary to clarify the locations of places such as "Tur al-Barri," "Baarbaya," and "Turabidin," which are mentioned as being among the geographical areas where the Banu Shayban, considered the ancestors of the Muhallami, migrated. These geographical areas, which are believed to be the same place, are considered important both for understanding the geography where the Muhallami lived and for better understanding the Arab migrations that will be discussed below.
موطن بني شيبان وهجراتهم

قبل الخوض في الموضوع الرئيسي، لا بد من توضيح مواقع أماكن مثل "طور البري" و"البربائية" و"ترابيدين"، التي ذُكرت ضمن المناطق الجغرافية التي هاجر إليها بنو شيبان، الذين يُعتبرون أسلاف المحلّمي. تُعدّ هذه المناطق الجغرافية، التي يُعتقد أنها المكان نفسه، مهمة لفهم جغرافية سكن المحلّمي، ولفهم أفضل للهجرات العربية التي سيتم تناولها لاحقًا.

Buna göre Yakût el-Hamevî, Turabidin için, Cudi dağına bitişik Nusaybin’e bakan dağın içinde yer alan bir küçük beldenin adı ifadesini kullanırken (Hamavi 1977), günümüz araştırmacılarından Adnan Çevik, Tur el-Berri’nin Turabidin ile aynı yer olması ihtimaliyle “günümüzde Mardin-Midyat eşiği diye adlandırılan bölgenin Midyat civarından, Nusaybin’e kadar olan yerleri içine alan saha” olduğunu ifade etmektedir (Çevik 2002) Süryani din adamlarından Adday Şer, ”Bâ-Arbaya” veya “Beyt Arbaya”nın Bâzebda (İdil) ile Nusaybin arasındaki bölge olduğunu (Adday Şer 2008) ifade ederken, bir başka araştırmacı, aynı coğrafi bölgenin “Arapların vatanı” veya “Arapların yurdu” anlamında kullanıldığını, buranın sakinlerinin Benî Rebia Kabilesi olması nedeniyle de Diyar-ı Rebia olarak adlandırıldığını belirtmektedir (Şümeysani 1987) Yakût el-Hamevî aynı zamanda Baarbaya’nın Musul’un köylerinden biri olduğunu ifade ederek (Hamavi 1977), bölgenin o gün için Musul’a bağlı olduğuna işaret etmektedir.  

Accordingly, Yaqut al-Hamawi describes Turabidin as the name of a small town located within the mountain overlooking Nusaybin, adjacent to Mount Cudi (Hamawi 1977), while contemporary researcher Adnan Çevik suggests that Tur el-Berri might be the same place as Turabidin, stating that it is "the area encompassing the region currently called the Mardin-Midyat threshold, from the vicinity of Midyat to Nusaybin" (Çevik 2002). Syriac clergyman Adday Şer states that "Ba-Arbaya" or "Beyt Arbaya" refers to the region between Bazebda (Idil) and Nusaybin (Adday Şer 2008), while another researcher notes that the same geographical region was used to mean "the homeland of the Arabs" or "the land of the Arabs," and that it was called Diyar-ı Rebia because its inhabitants were the Beni Rebia tribe (Şümeysani 1987). Al-Hamawi also states that Baarbaya was one of the villages of Mosul (Hamawi 1977), indicating that the region was under the jurisdiction of Mosul at that time.
وبناءً على ذلك، يصف ياقوت الحموي ترابيدين بأنه اسم بلدة صغيرة تقع داخل الجبل المطل على نصيبين، بجوار جبل جودي (حموي 1977)، بينما يقترح الباحث المعاصر عدنان تشيفيك أن طور البري قد يكون هو نفس مكان ترابيدين، مشيرًا إلى أنها "المنطقة التي تشمل المنطقة التي تسمى حاليًا عتبة ماردين-مديات، من جوار مديات إلى نصيبين" (تشيفيك 2002). يذكر رجل الدين السرياني أدّي شير أن مصطلح "با-أربيا" أو "بيت أربيا" يشير إلى المنطقة الواقعة بين بازبدة (إديل) ونصيبين (أدّي شير، 2008)، بينما يشير باحث آخر إلى أن المنطقة الجغرافية نفسها كانت تُستخدم للدلالة على "موطن العرب" أو "أرض العرب"، وأنها كانت تُسمى ديار الربيعة لأن سكانها كانوا من قبيلة بني ربيعة (شوميساني، 1987). ويذكر الحموي أيضًا أن باربيا كانت إحدى قرى الموصل (حموي، 1977)، مما يدل على أن المنطقة كانت تابعة لسلطة الموصل في ذلك الوقت.

Nizar Kabilesinin gerek Rebia gerekse diğer kollarının anayurtları ve zikredilen bölgelere göçleriyle ilgili önemli bilgiler veren bazı Arap coğrafyacılarına göre, Rebia’nın anayurdu Tihame, el-Hima ve Yemame’dir. Bir kadın meselesinden ötürü kendilerinden intikam alınacak korkusuyla buradan göç ettikten (Bekri 1945) sonra Rebia’nın yeni yurdu, el-Cezire ile Irak toprakları arası (İbn Haldun 2000) veya bir başka deyişle Hire ile Şam arası olmuştur (Bekri 1945).8 Eski Memlük tarihçilerinden Kalkaşandî (ö.1418), Yemame Bahreyn arası ile Irak topraklarını Rebia’nın anayurdu olarak zikrettikten sonra yaşanan göçlerin ardından “Ceziretü’l-Furatiyye”nin Rebia’nın yeni yurdu olduğunu dile getirmektedir (Kalkaşendi 1980) Buna benzer yaklaşımların dile getirildiği farklı kaynaklarda da dikkat çekici önemli bilgilere ulaşılabilmektedir.

According to some Arab geographers who provide important information about the homelands of the Nizar tribe, both the Rabia and its other branches, and their migrations to the aforementioned regions, the homeland of the Rabia was Tihama, al-Hima, and Yamama. After migrating from there out of fear of retaliation due to a matter involving a woman (Bekri 1945), the new homeland of the Rabia became the area between al-Jazira and the lands of Iraq (Ibn Khaldun 2000), or in other words, the area between Hira and Damascus (Bekri 1945).8 The old Mamluk historian al-Qalqashandi (d. 1418), after mentioning the area between Yamama and Bahrain and the lands of Iraq as the homeland of the Rabia, states that after the migrations, "Jazira al-Furatiyya" became the new homeland of the Rabia (Qalqashandi 1980). Similar approaches can be found in other sources that provide noteworthy and important information.
بحسب بعض الجغرافيين العرب الذين قدموا معلومات مهمة عن مواطن قبيلة النزار، سواءً قبيلة الربيعة أو فروعها الأخرى، وهجراتهم إلى المناطق المذكورة، فإن موطن الربيعة الأصلي كان تهامة والحِما واليمامة. وبعد هجرتهم من هناك خوفًا من الانتقام بسبب قضية تتعلق بامرأة (بكري، 1945)، أصبح موطن الربيعة الجديد المنطقة الواقعة بين الجزيرة وأراضي العراق (ابن خلدون، 2000)، أو بعبارة أخرى، المنطقة الواقعة بين حراء ودمشق (بكري، 1945).<sup>8</sup> ويذكر المؤرخ المملوكي القديم القلقاشندي (توفي عام 1418)، بعد أن أشار إلى المنطقة الواقعة بين اليمامة والبحرين وأراضي العراق كموطن للربيعة، أن "جزيرة الفراتية" أصبحت بعد الهجرات موطنًا جديدًا للربيعة (قلقاشندي، 1980). يمكن العثور على مناهج مماثلة في مصادر أخرى تقدم معلومات جديرة بالملاحظة وهامة.

Örneğin Arapların önde gelen “ensab” yazarlarından Kahhale: “Rebiatü’l-Faras” (Atlı Rebia) olarak da bilinen bu kabilenin ilk anayurdu Necd ve Tihame’nin çevresinde yer alan çeşitli yerleşim yerleriydi. Bulundukları bölgelerde yağma faaliyetleri ile uğraşır bazen de Şam ve Yemen taraflarına kadar giderlerdi. Bir süre sonra aralarında kopan büyük bir iç savaş nedeniyle içlerinden birçok kişi öldü. Bu savaşın sonucunda Rebialılar ayrılığa düşerek farklı bölgelere göç etmeye başladı. Bir kısmı Bahreyn, diğer bir kısmı Necd’in dışında kalan yakın çevreye; bir kısmı da Hicaz’a giderken, önemli bir kısmı da el-Cezire bölgesi ile Irak toprakları arasına yerleşti”(Kahhele 1949) demektedir.  

For example, Kahhale, one of the leading Arab writers on "ancestry," states: "The original homeland of this tribe, also known as 'Rabia al-Faras' (Rabia the Horseman), was various settlements around Najd and Tihama. They engaged in raiding activities in the regions where they lived, sometimes even going as far as Damascus and Yemen. After a while, a major civil war broke out among them, resulting in the death of many. As a result of this war, the Rabi'a people became divided and began to migrate to different regions. Some went to Bahrain, others to the surrounding areas outside Najd; some went to the Hejaz, while a significant portion settled between the al-Jazira region and the lands of Iraq" (Kahhele 1949).
فعلى سبيل المثال، يذكر كهيلة، أحد أبرز الكتّاب العرب في مجال الأنساب: "كان الموطن الأصلي لهذه القبيلة، المعروفة أيضًا باسم "رابعة الفارس"، مستوطنات متفرقة حول نجد وتهامة. وقد انخرطوا في غارات على المناطق التي سكنوها، حتى أنهم وصلوا أحيانًا إلى دمشق واليمن. وبعد فترة، اندلعت بينهم حرب أهلية طاحنة، أسفرت عن مقتل الكثيرين. ونتيجة لهذه الحرب، انقسم شعب ربيعة وبدأوا بالهجرة إلى مناطق مختلفة. فذهب بعضهم إلى البحرين، وآخرون إلى المناطق المحيطة بنجد، بينما توجه بعضهم إلى الحجاز، في حين استقر جزء كبير منهم بين الجزيرة وأراضي العراق" (كهيلة، 1949).

İbn Haldun, bahsedilen Arap göçlerinin ardından Rebia’nın genel anlamda yurdunun “el-Cezire ile Irak toprakları arası” (İbn Haldun 2000) olduğunu belirterek, kaynaklarda geçen bilgileri teyit etmektedir. İbn Hurdazbih, (ö. 912) Rebia’nın yeni anayurdu olarak tanımladığı bu coğrafyanın önemli merkezleri arasında, Nusaybin, Erzen, Amed, Meyyafarikin, Mardin, Baarbaya, Beled, Sincar, Karda, Bazebde, Ra’sü’l-Ayn ve Turabidin’i9 saymaktadır. Hurdazbih ayrıca saymış olduğu bu yerleşim yerleri için, Rebia’nın “merkezi/çekirdeği” ifadesini de kullanmaktadır (İbn Hurdezbih 1881). El-Bekri ise Hurdazbih’in saydıklarına Karkisya ve Sümeysat’ı da eklemektedir (Bekri 1945). İslam coğrafyacılarından Hamdani de Rebialıların yaşadıkları alanları tanımlayarak, Musul’un kuzey tarafında yer alan Cudi dağını Rebialıların, aynı dağın arka tarafını ise Kürtler ve Ermenilerin iskân ettiğini bildirmektedir. Hamdani ayrıca “Bevazic ve Sin, Rebia’dan satın alınmış topraklardır.

Ibn Khaldun confirms the information found in the sources, stating that following the aforementioned Arab migrations, the homeland of Rabia in general was "between al-Jazira and the lands of Iraq" (Ibn Khaldun 2000). Ibn Khurdadhbih (d. 912) lists Nusaybin, Erzen, Amed, Meyyafarikin, Mardin, Baarbaya, Beled, Sinjar, Karda, Bazebde, Ra's al-Ayn, and Turabidin among the important centers of this geography, which he defines as the new homeland of Rabia.9 Khurdadhbih also uses the expression "center/core" of Rabia for these settlements he has listed (Ibn Khurdadhbih 1881). Al-Bakri adds Karkisya and Sumaysat to those listed by Khurdadhbih (Bakri 1945). Hamdani, an Islamic geographer, also describes the areas inhabited by the Rabi'a people, stating that the Rabi'a people settled on Mount Judi, located north of Mosul, while the Kurds and Armenians inhabited the area behind the same mountain. Hamdani further states, "Bawazic and Sin are lands purchased from Rabi'a."
ويؤكد ابن خلدون ما ورد في المصادر من معلومات، فيذكر أنه بعد الهجرات العربية المذكورة، كان وطن ربيعة عموما "بين الجزيرة وأراضي العراق" (ابن خلدون 2000). يسرد ابن خرداذبة (ت 912) نصيبين وأرزين وآمد وميافارقين وماردين وباعربيا وبليد وسنجار وكردة وبازبد ورأس العين وترابيدين من بين المراكز المهمة في هذه الجغرافيا، والتي يعرفها بأنها الموطن الجديد لرابعة.9 ويستخدم خرداذبة أيضًا تعبير "مركز/جوهر" ربيعة لهذه المستوطنات. رواه (ابن خرداذبيه 1881). ويضيف البكري كركسيا وسميسات إلى ما ذكره خرداذبيه (البكري 1945). يصف حمداني، وهو جغرافي إسلامي، المناطق التي سكنها أهل الربيعة، موضحًا أنهم استقروا على جبل جودي، الواقع شمال الموصل، بينما سكن الأكراد والأرمن المنطقة خلف الجبل نفسه. ويضيف حمداني: "بوازج وسين أراضٍ تم شراؤها من أهل الربيعة".

Bundan sonra da Tur el-Berri (muhtemelen Turabidin) gelir ki burası Diyar-ı Bekir’in ilk sınırı sayılmaktadır. Burası Ben-i Şeyban ve akrabalarının toprağıdır. Buradan Horasan’a kadar olan alanda onlara karışan tek topluluk Kürtlerdir” (Hamdani 1990; İshak Armale (t.y)) demektedir. Özellikle Ben-i Şeyban ile ilgili Kahhele, “Adnanilerden olan Zühl’ün oğlu Şeyban’ın çocukları, Rebia’nın kollarından bir koldur”(Kahhele 1949) derken aynı kabile hakkında Kindermann, “bunlar, eski kuzey Arabistan’ın en büyük ve en kudretli iki kabile (Rebia ve Bekir) zümreleridir”(Kinderman 1964) ifadesini kullanmaktadır.  

After this comes Tur al-Barri (probably Turabidin), which is considered the first border of Diyar-i Bekir. This is the land of the Banu Shayban and their relatives. The only community that intermingled with them in the area from here to Khorasan is the Kurds” (Hamdani 1990; Ishak Armale (n.d.)). Regarding the Banu Shayban in particular, Kahhele states, “The children of Shayban, son of Zuhl, who was from the Adnanites, are a branch of the Rabia” (Kahhele 1949), while Kindermann, regarding the same tribe, says, “These are the two largest and most powerful tribes (Rabia and Bekir) of ancient northern Arabia” (Kinderman 1964).
بعد ذلك تأتي طور البري (ربما طور العبدين)، التي تُعتبر الحدود الأولى لديار بكر. هذه أرض بني شيبان وأقاربهم. والمجتمع الوحيد الذي اختلط بهم في المنطقة الممتدة من هنا إلى خراسان هم الأكراد (حمداني 1990؛ إسحاق أرمالي (بدون تاريخ)). وفيما يتعلق ببني شيبان تحديدًا، يذكر كاهيل: "أبناء شيبان بن زول، الذي كان من العدنانيين، هم فرع من قبيلة الربيعة" (كاهيل 1949)، بينما يقول كيندرمان، بخصوص القبيلة نفسها: "هاتان أكبر قبيلتين وأقواهما (الربيعة وبكير) في شمال الجزيرة العربية القديمة" (كيندرمان 1964).

Batılı araştırmacılardan Schleifer’ın da gerek Bekir b. Vail gerekse de Bekrilerle ilgili yaptığı bazı tespitlerde, Arapların İsmailî kolundan gelen Bekir b. Vail’in kendisine bağlı olan kabilelerle birlikte, Yemen, Yemame ve Bahreyn’den yavaş yavaş Mezopotamya’ya doğru ilerleyişlerinin Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer dönemlerinde rastlandığı, sonraki dönemlerde aynı istikamette ilerleyişlerini sürdürerek Mezopotamya’nın kuzeyine yerleştikleri ve buraya Diyar-ı Bekir adını vermek suretiyle iskâna geçtikleri belirtilmektedir. Schleifer ayrıca iç çekişmeler (Basus Savaşları)10 nedeniyle Rebia Kabilesinin önemli bir kolu olan Tağliblilerin çok önceden (yaklaşık 490 yıllarında) bölgeye yerleşmiş olduğunu, Bekrilerin ise bunlara komşu olarak geldiğini (J.Schleifer 1997) bildirmektedir.

In some observations made by Western researchers, including Schleifer, regarding both Bekir b. Wail and the Bekri tribe, it is stated that the gradual advance of Bekir b. Wail, who belonged to the Ismaili branch of the Arabs, along with the tribes under his command, from Yemen, Yamama, and Bahrain towards Mesopotamia occurred during the reigns of Abu Bakr and Umar. It is further noted that they continued their advance in the same direction in later periods, settling in northern Mesopotamia and naming the area Diyar-ı Bekir. Schleifer also reports that due to internal conflicts (Basus Wars), the Taghlib tribe, an important branch of the Rabia tribe, had settled in the region much earlier (around 490 AD), and the Bekri arrived as their neighbors (J. Schleifer 1997).
في بعض الملاحظات التي أدلى بها باحثون غربيون، بمن فيهم شلايفر، بشأن كل من بكير بن وائل وقبيلة بكري، ذُكر أن التقدم التدريجي لبكير بن وائل، المنتمي إلى الفرع الإسماعيلي من العرب، مع القبائل التي كانت تحت إمرته، من اليمن واليمامة والبحرين نحو بلاد ما بين النهرين، حدث خلال عهدي أبي بكر وعمر. ويُشار كذلك إلى أنهم واصلوا تقدمهم في الاتجاه نفسه في فترات لاحقة، واستقروا في شمال بلاد ما بين النهرين وأطلقوا على المنطقة اسم ديار بكير. ويذكر شلايفر أيضًا أنه بسبب الصراعات الداخلية (حروب الباسوس)، استقرت قبيلة تغلب، وهي فرع مهم من قبيلة ربيعة، في المنطقة قبل ذلك بكثير (حوالي عام 490 ميلادي)، ووصلت قبيلة بكري كجيران لهم (ج. شلايفر 1997).

Bölgeye yapılan Arap göçleri hakkında bilgi veren bir başka araştırmacı Hasan eş-Şümeysani’nin: “Söylemek gerekir ki bu diyarların hepsine (Mardin ve çevresini kastederek) takriben 422 yılında Ma’reb seddinin  (baraj) yıkılmasıyla Yemen kökenli göçmen Arap kabileleri gelmeye başlamıştır. Söz konusu kabileler anılan tarihten sonra bu vadiyi kendilerine yurt edinmek üzere yerleşmiş ve yerli halkla kaynaşıp burada evler inşa etmeye başlamışlardır. Gerek Rumlar ve gerekse Farslar bu toplulukları kendilerine çekmek için uğraşmışlardır. Daha sonra bunların yerleşim yerlerini prenslik ve beyliklere ayırarak buraya kendi adamlarından birini yönetici olarak atamışlardır. Bunun ardından bunları, bölgenin (Ba’arbaya) başkenti Nusaybin’de oturan genel hükümdara (Merzuban) bağlamışlardır. Böyle bir yönetim şeklini, bazen Farslar bazen de Rumlar uygulamışlardır”(Şümeysani 1987) şeklindeki tespitleri de kayda değerdir.

Another researcher, Hasan al-Shumaysani, who provided information about Arab migrations to the region, noted: “It should be said that around 422 AD, with the collapse of the Ma’reb dam, migrant Arab tribes of Yemeni origin began to arrive in all these lands (referring to Mardin and its surroundings). After that date, these tribes settled in this valley to make it their homeland, integrated with the local population, and began building houses. Both the Byzantines and the Persians tried to attract these communities. Later, they divided their settlements into principalities and beyliks, appointing one of their own men as ruler. After that, they bound them to the general ruler (Marzuban) residing in Nusaybin, the capital of the region (Ba’arbaya). This form of governance was sometimes applied by the Persians and sometimes by the Byzantines” (Shumaysani 1987).
أشار باحث آخر، حسن الشميساني، الذي قدم معلومات عن الهجرات العربية إلى المنطقة، إلى أنه: "يُذكر أنه حوالي عام 422 ميلادي، مع انهيار سد مأرب، بدأت قبائل عربية مهاجرة من أصل يمني بالوصول إلى هذه الأراضي (في إشارة إلى ماردين ومحيطها). بعد ذلك التاريخ، استقرت هذه القبائل في هذا الوادي واتخذته موطنًا لها، واندمجت مع السكان المحليين، وبدأت ببناء المنازل. حاول كل من البيزنطيين والفرس استقطاب هذه المجتمعات. لاحقًا، قسموا مستوطناتهم إلى إمارات وبلدات، وعينوا أحد رجالهم حاكمًا. بعد ذلك، ربطوهم بالحاكم العام (المرزبان) المقيم في نصيبين، عاصمة المنطقة (بعربيا). وقد طبق الفرس هذا الشكل من الحكم أحيانًا، والبيزنطيون أحيانًا أخرى" (الشميساني 1987).

Yapılan bu tespitler, aynı zamanda Schleifer’i destekler mahiyettedir. Öyle anlaşılıyor ki 422 yıllarında başlayan hareketlilik, yüzyılın sonlarına doğru bölgede iskân ile neticelenmiştir. Bizans ve Sasanilerin bu topluluklara yönelik hamleleri de bölgenin iki taraf arasında sınır olmasından kaynaklanmakta idi.11    

These findings also support Schleifer's view. It seems that the activity that began around 422 culminated in settlement in the region towards the end of the century. The actions of the Byzantines and Sasanids against these communities stemmed from the fact that the region was a border between the two sides.
تدعم هذه النتائج أيضًا وجهة نظر شلايفر. يبدو أن النشاط الذي بدأ حوالي عام 422 بلغ ذروته في الاستيطان في المنطقة قرب نهاية القرن. وقد نبعت أعمال البيزنطيين والساسانيين ضد هذه المجتمعات من كون المنطقة حدودًا بين الجانبين.

Benzer kanaatleri paylaşan müsteşrik yazar Kindermann’a göre de Necd yaylası ile birlikte Hicaz ve Tihame hudutlarını işgal eden bazı Rebia kabileleri, buraları kendilerine daimî ikamet yeri olarak seçmişlerdi. Bu yerleşmenin ardından aralarında yaşanan bir savaş sonucunda yavaş yavaş ilerleyen muhtelif kabile kolları, birbirlerinden ayrılarak çoğunun el-Cezire’ye (Mezopotamya) hareket edip burada kendi adlarıyla anılan (Diyar-ı Rebia12 ve Diyar-ı Bekr) bölgelere yerleşmişlerdi (H. Kindermann 1997).13 Kindermann, ifade etmiş olduğu söz konusu göçlerin tarihi ile ilgili herhangi bir bilgi vermezken, bir başka batılı yazar olan Kaegi, bu göçlerin IV. Yüzyıldan itibaren başlamış olabileceğine işaret etmektedir (Kaegi 2000).

According to the Orientalist writer Kindermann, who shared similar views, some Rabia tribes that occupied the Nejd plateau along with the borders of Hijaz and Tihama had chosen these areas as their permanent residence. Following this settlement, as a result of a war between them, various tribal branches gradually separated from each other, and most of them moved to al-Jazira (Mesopotamia) and settled in regions named after them (Diyar-i Rabia12 and Diyar-i Bekr) (H. Kindermann 1997).13 While Kindermann does not provide any information about the history of these migrations, another Western writer, Kaegi, suggests that these migrations may have started from the 4th century (Kaegi 2000).
بحسب الكاتب المستشرق كيندرمان، الذي شارك آراءً مماثلة، فقد اختارت بعض قبائل ربيعة التي سكنت هضبة نجد على طول حدود الحجاز وتهامة هذه المناطق مقرًا دائمًا لها. وعقب هذا الاستقرار، ونتيجةً لحربٍ دارت بينها، انفصلت فروعٌ قبليةٌ مختلفةٌ تدريجيًا، وانتقل معظمها إلى الجزيرة (بلاد ما بين النهرين) واستقرت في مناطق سُميت باسمها (ديار ربيعة وديار بكر) (كيندرمان، 1997). وبينما لم يُقدم كيندرمان أي معلوماتٍ عن تاريخ هذه الهجرات، يُشير كاتبٌ غربيٌ آخر، هو كايجي، إلى أن هذه الهجرات ربما بدأت في القرن الرابع الميلادي (كايجي، 2000).

Bunun yanında yukarıda Hamdani’nin değindiği Kürtlerin Şeybanilere karışması hakkındaki bilgiye benzer yorumlarda bulunan batılı araştırmacı Strect de herhangi bir tarih zikretmeksizin, Tûr Abidin bölgesinin güney kesimlerinde bedevi Arap kabilelerinin çadırlar kurduğu ve bu kabileler içerisinde en önemli kabilenin Arap-Kürt karışımı olan “Muhallemiyye” aşiretinin olduğunu, (M.Streck 1997)14 bildirmek suretiyle hem buraya yapılan göçe işaret etmiş ve hem de “Benî Şeyban”ın kimler olduğu ile ilgili önemli bir bilgiyi de dile getirmiş olmaktadır. 

In addition, Western researcher Streck, who made similar comments to the information about the mixing of Kurds with the Shaybanids mentioned above by Hamdani, without mentioning any date, stated that Bedouin Arab tribes established tents in the southern parts of the Tur Abidin region and that the most important tribe among these tribes was the "Muhallemiyye" tribe, which was a mixture of Arab and Kurdish people (M. Streck 1997)14, thus both pointing to the migration to this area and expressing important information about who the "Bani Shayban" were.
بالإضافة إلى ذلك، ذكر الباحث الغربي ستريك، الذي أدلى بتعليقات مماثلة على المعلومات المتعلقة باختلاط الأكراد مع الشيبانيين المذكورة أعلاه من قبل حمداني، دون ذكر أي تاريخ، أن القبائل العربية البدوية أقامت خيامًا في الأجزاء الجنوبية من منطقة طور عابدين، وأن أهم قبيلة بين هذه القبائل كانت قبيلة "المحلمية"، التي كانت مزيجًا من العرب والأكراد (م. ستريك 1997)14، مما يشير إلى الهجرة إلى هذه المنطقة ويعبر عن معلومات مهمة حول هوية "بني شيبان".

Öte yandan Şerefname’nin François Bernard Charmoy tarafından notlandırılan baskısında; “Mahlibi” ya da “Muhlibi” Kürt kabilesinin isminin “Master of Science”te “Mohallami” şeklinde yazıldığı, Hammer’in ise “Mohallemi”leri Arap olarak saydığı bildirilmektedir. Yine aynı kaynakta Hassel’den yapılan alıntıda da Mardin, Nusaybin ve Sincar Sancaklarının Diyarbakır Eyaletindeki askeri yönetimden ayrılmasından sonra eyalet sınırları dâhilinde “Benû Muhallem”den başka Arap kabilesinin kalmadığı (Şerafeddin Han 2009) ifade edilmektedir. Esasen bu açıklama özellikle Muhellemilerin eski sakinler olarak bölgedeki iskânlarının kesintisiz sürdüğünü ortaya koyması bakımından önemlidir. Şerefhan’dan (1543-1603) kısa bir süre sonra bölgeyi gezen Kâtip Çelebi (1609-1657) de Batman Suyu yakınlarında, meşelik bir yerde “Muhallemi” adlı Arap Kabilesinin bulunduğunu (Çelebi 2009) ifade ederek bu iskânı teyit etmektedir. 

On the other hand, in the edition of the Sharafnameh annotated by François Bernard Charmoy, it is stated that the name of the Kurdish tribe "Mahlibi" or "Muhlibi" is written as "Mohallami" in the "Master of Science," and that Hammer considers the "Mohallemi" to be Arabs. Furthermore, in the same source, a quote from Hassel states that after the separation of the Mardin, Nusaybin, and Sincar Sanjaks from the military administration of the Diyarbakır Province, no other Arab tribe remained within the province's borders except the "Benû Muhallem" (Şerafeddin Han 2009). Essentially, this statement is particularly important because it reveals that the Muhallem, as the original inhabitants, continued their settlement in the region uninterrupted. Katip Çelebi (1609-1657), who visited the region shortly after Şerefhan (1543-1603), also confirms this settlement by stating that there was an Arab tribe called "Muhallemi" in an oak forest near the Batman River (Çelebi 2009).
من جهة أخرى، ورد في طبعة شرفنامه المُعلّقة من قِبل فرانسوا برنارد شارموي أن اسم القبيلة الكردية "المحلبي" أو "المحلبي" كُتب "المحلامي" في "ماجستير العلوم"، وأن هامر يعتبر "المحلامي" من العرب. علاوة على ذلك، في المصدر نفسه، يقتبس هاسل قولًا مفاده أنه بعد انفصال سنجق ماردين ونصيبين وسنجار عن الإدارة العسكرية لمحافظة ديار بكر، لم تبقَ أي قبيلة عربية أخرى داخل حدود المحافظة باستثناء "بني محلم" (شرف الدين خان 2009). ويكتسب هذا البيان أهمية خاصة لأنه يكشف أن المحلم، بصفتهم السكان الأصليين، واصلوا استيطانهم في المنطقة دون انقطاع. يؤكد كاتب جلبي (1609-1657)، الذي زار المنطقة بعد فترة وجيزة من شرفهان (1543-1603)، هذا الاستيطان أيضًا من خلال ذكر وجود قبيلة عربية تسمى "المحلمي" في غابة بلوط بالقرب من نهر باتمان (جلبي 2009).

Muhallemilerin yaşamış olduğu bölgenin tarihini en iyi aktaranlardan biri olan Süryani Efrem Barsawmo, (1933-1957) ise: “El-Muhallemiye Bölgesi, Tur-Abidin’in güneyinde geniş yer kaplayan bir alana sahiptir. Burada 500’den fazla köy bulunmaktadır. Bunlardan bugün bilinen köyler: Estel, Keferhuvar (Gelinkaya), Deyrizbine (Acırlı), keferark, Kinderib (Söğütlü), Keferşem, Epşi (Şenköy), Şorızbah (Çavuşlu), Deyrındıb (Yolağzı), Tafo (Erişti), Teffi (İçören), Kafaralleb (Yolbaşı), Nunıb (Yenice), Aynkaf (Kayapınar), Kefercevz (Gercüş), Akfarcevsen, Kafarsulta gibi köylerdir ki bunların sakinlerinin büyük ekseriyeti Süryani idi. Bu Köylerde Muhallemilerle birlikte Müslüman Kürtler yaşamaktadır. Ayrıca buralarda çok sayıda kilise ile birlikte Kaferşem’ Köyün’de Deyr(Manastır) bulunmaktaydı” (Barsawmo, 1996) demektedir. Muhallemiler, yukarıda adı geçen köylerin büyük bir kısmında halen yaşamlarını sürdürmekte, ancak bahsedilen Kürt nüfusunun Araplaştığı veya Arap nüfusunun Kürtleşmiş olabileceği tahmin edilmektedir.  

One of the best accounts of the history of the region where the Muhallemi people lived was by the Syriac scholar Efrem Barsawmo (1933-1957), who stated: “The El-Muhallemiye Region occupies a large area south of Tur-Abidin. There are more than 500 villages here. The villages known today include: Estel, Keferhuvar (Gelinkaya), Deyrizbine (Acırlı), Keferark, Kinderib (Söğütlü), Keferşem, Epşi (Şenköy), Şorızbah (Çavuşlu), Deyrındıb (Yolağzı), Tafo (Erişti), Teffi (İçören), Kafaralleb (Yolbaşı), Nunıb (Yenice), Aynkaf (Kayapınar), Kefercevz (Gercüş), Akfarcevsen, and Kafarsulta. The vast majority of the inhabitants of these villages were Syriac. Muslim Kurds live alongside the Muhallemi people in these villages. There are also numerous churches in these areas.” Barsawmo (1996) states, "There was a monastery in the village of Kaferşem." The Muhallemi people still live in most of the aforementioned villages, but it is estimated that the Kurdish population may have become Arabized or the Arab population may have become Kurdish.
ومن أفضل الروايات عن تاريخ المنطقة التي عاش فيها المحلميون ما ذكره العلامة السرياني أفريم بارساومو (1933-1957) حيث قال: "تحتل منطقة المعلمية مساحة كبيرة جنوب طور عابدين. ويوجد هنا أكثر من 500 قرية. والقرى المعروفة اليوم هي: إستل، كفرهوف (غيلينكايا)، ديريزبين (أجيرلي)، كيفيررك، كيندريب (سوغوتلو)، كيفرسم، إبشي (شينكوي)، شوريزباه (جافوشل)، ديرينديب (يولاغزي)، تافو (إريشتي)، تيفي (إيشورين)، كفارالب (يولباشي)، نونيب (ينيس)، أينكاف (كايابينار)، كيفيسيفز (جيركوش)، أكفارتشيفسن وكفارسولتا. كان غالبية سكان هاتين القريتين من السريان. ويعيش الأكراد المسلمون جنبًا إلى جنب مع المحلّمين في هاتين القريتين. كما توجد كنائس عديدة في هذه المناطق. ويذكر بارساومو (1996) أنه "كان هناك دير في قرية كافرشيم". ولا يزال المحلّمون يعيشون في معظم القرى المذكورة، ولكن يُعتقد أن السكان الأكراد ربما يكونون قد تعرّبوا أو أن السكان العرب ربما يكونون قد أصبحوا أكرادًا.

Nitekim Ziya Gökalp de buna benzer örneklerle, günümüzde köken olarak Kürt olan Arap kabilelerinden, Türk olan Kürt aşiretlerinden ya da Kürt olan Türklerden söz edilebileceğini ifade etmektedir (Gökalp 2009). Bunun yanında bölgeyi en iyi tanıyan ve aynı zamanda günümüzün önemli tarihçilerinden biri olan Adnan Demircan’ın özellikle Kürt-Muhallemi birlikteliği ile ilgili yazdıkları son derece önemlidir. Demircan’a göre bölgedeki Araplar, asırlarca göçebe hayatı yaşadıktan sonra hem kendi aralarındaki mücadeleler, hem de farklı siyasî unsurların ortaya çıkışıyla bir kısmı yerleşik hayata geçmiş; bu süreçte özellikle dindaşları olan başka etnik gruplarla evlilikler yoluyla ya da siyasî ittifaklarla ilişki kurmuşlardır.

Indeed, Ziya Gökalp also states, with similar examples, that today one can speak of Arab tribes of Kurdish origin, Kurdish tribes of Turkish origin, or Turks of Kurdish origin (Gökalp 2009). In addition, the writings of Adnan Demircan, one of the leading contemporary historians who knows the region best, are extremely important, especially regarding the Kurdish-Muhallemi coexistence. According to Demircan, after living a nomadic life for centuries, some of the Arabs in the region settled down due to both internal struggles and the emergence of different political elements; during this process, they established relationships, particularly through marriages or political alliances with other ethnic groups who shared their religion.
في الواقع، يذكر ضياء غوكالب، بأمثلة مماثلة، أنه يمكن اليوم الحديث عن قبائل عربية من أصل كردي، وقبائل كردية من أصل تركي، أو أتراك من أصل كردي (غوكالب 2009). إضافةً إلى ذلك، تُعدّ كتابات عدنان ديميرجان، أحد أبرز المؤرخين المعاصرين وأكثرهم درايةً بالمنطقة، ذات أهمية بالغة، لا سيما فيما يتعلق بالتعايش الكردي-المحلي. ووفقًا لديميرجان، بعد أن عاش بعض العرب في المنطقة حياةً بدويةً لقرون، استقروا نتيجةً للصراعات الداخلية وظهور عناصر سياسية مختلفة؛ وخلال هذه العملية، أقاموا علاقات، لا سيما من خلال الزيجات أو التحالفات السياسية، مع جماعات عرقية أخرى تشاركهم الدين.

Bu bağlamda Arap köylerine yerleşen Kürt ailelerin Araplaştıklarının ya da Kürt köylerine yerleşen Arapların Kürtleştiğinin birçok örneği mevcuttur (Demircan 2012)15 Ancak her ne kadar böylesi olgusal sonuçlar ortaya çıkmışsa da bunun daha çok farklı etnik unsurları aynılaştırmaktan ziyade sözü edilen toplulukların varlığını teyit etmesi bakımından önemli olduğu ortadadır. 

In this context, there are many examples of Kurdish families settling in Arab villages becoming Arabized, or Arabs settling in Kurdish villages becoming Kurdish (Demircan 2012)15. However, although such factual results have emerged, it is clear that this is more important in terms of confirming the existence of the communities in question rather than homogenizing different ethnic elements.
في هذا السياق، توجد أمثلة عديدة على عائلات كردية استقرت في قرى عربية وأصبحت معربة، أو عرب استقروا في قرى كردية وأصبحوا أكراداً (ديميركان 2012)15. ومع ذلك، على الرغم من ظهور هذه النتائج الواقعية، فمن الواضح أن هذا الأمر أكثر أهمية من حيث تأكيد وجود المجتمعات المعنية بدلاً من تجانس العناصر العرقية المختلفة.

Buna binaen kendilerini etnik olarak farklı bir şekilde konumlandıran Muhallemilerin gerek soyları gerekse coğrafi ve demografik hareket alanları hakkında tarihin vermiş olduğu yukarıdaki bilgilerin dışında Hicaz kökenli olabileceklerini ortaya koyabilecek başka unsurlardan da söz etmek mümkündür. Örneğin bu topluluğun kullanmış olduğu dil, sözü edilen unsurlardan bir tanesidir. Anılan dil, günümüzde telaffuz bakımından farklılık gösterse de kelime kökeni itibarıyla fasih Arapçaya yakınlığı konusunda ortak bir kanaat bulunmaktadır (Abdulhadioğlu 2012). Bunun dışında ayrıca kültürleriyle de İslam öncesi Hicaz Araplarına benzeşen yönleri mevcuttur.

Accordingly, in addition to the historical information provided above regarding the ancestry and geographical and demographic movements of the Muhallemians, who position themselves ethnically as distinct, it is possible to mention other elements that may indicate their origin from the Hejaz. For example, the language used by this community is one of these elements. Although this language differs in pronunciation today, there is a common consensus that it is close to classical Arabic in terms of its etymology (Abdulhadioğlu 2012). Furthermore, their culture also shares similarities with pre-Islamic Hejaz Arabs.
وبناءً على ذلك، إضافةً إلى المعلومات التاريخية المذكورة أعلاه بشأن أصول وتحركات سكان المهلم، الذين يُعرّفون أنفسهم عرقياً بأنهم مجموعة متميزة، يمكن الإشارة إلى عناصر أخرى قد تدل على أصولهم من الحجاز. فعلى سبيل المثال، تُعدّ اللغة التي يتحدث بها هذا المجتمع أحد هذه العناصر. ورغم اختلاف نطق هذه اللغة اليوم، إلا أن هناك إجماعاً عاماً على أنها قريبة من اللغة العربية الفصحى من حيث أصلها اللغوي (عبد الهادي أوغلو، 2012). علاوة على ذلك، تتشابه ثقافتهم أيضاً مع ثقافة عرب الحجاز قبل الإسلام.

Aradan çok uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen yaşayan şu gelenek bu açıdan ilginçtir: İslam öncesi Arabistan’da yaşayan çocuklar, çocukluk dişlerini değiştirmek üzere düşen eski dişlerini, baş ve şahadet parmakları arasına alarak “bunu, bundan daha güzeliyle değiştir” (خذي ضرس الحمار واعطيني  ضرس الغزال )16 demek suretiyle Güneş ışığına doğru atarlarmış ki böyle yapıldığı takdirde yeni dişleri doğru ve sağlam çıkacağına ayrıca yaşadıkları müddetçe diş ağrısı çekmeyeceklerine inanırlarmış (Çağatay 1982). Her ne kadar şu anda böyle bir geleneğe rastlanmasa da bundan yaklaşık otuz yıl öncesine kadar benzer bir geleneğin, Muhallemi çocuklar arasında yaygın bir şekilde var olduğuna şahit olunmuştur.

Although a very long time has passed, the following tradition is interesting in this respect: In pre-Islamic Arabia, children would take their old teeth, which had fallen out, between their thumb and index finger and throw them towards the sunlight while saying, "Replace this with a better one" (خذي ضرس الحمار واعطيني  ضرس الغزال )16, believing that if they did so, their new teeth would grow correctly and strongly, and they would never suffer from toothaches again throughout their lives (Çağatay 1982). Although such a tradition is not encountered today, it has been observed that a similar tradition was widespread among Muhallem children until about thirty years ago.
على الرغم من مرور زمن طويل، إلا أن التقليد التالي مثير للاهتمام في هذا الصدد: في الجزيرة العربية قبل الإسلام، كان الأطفال يأخذون أسنانهم القديمة المتساقطة بين إبهامهم وسبابتهم ويرمونها باتجاه ضوء الشمس وهم يقولون: "استبدل هذه بأخرى أفضل" (استبدل هذه بأخرى أفضل واعطيني ضرس الغزال)<sup>16</sup>، معتقدين أن فعلهم هذا سيؤدي إلى نمو أسنانهم الجديدة بشكل صحيح وقوي، ولن يعانوا من آلام الأسنان طوال حياتهم (جاغاتاي، 1982). ورغم أن هذا التقليد لم يعد موجودًا اليوم، فقد لوحظ أن تقليدًا مشابهًا كان منتشرًا بين أطفال المحلّم حتى قبل حوالي ثلاثين عامًا.

Bunun yanında Arap geleneklerinin önemli parçalarından biri olan “Ğazu” denilen çapulculuk geleneğinin de Muhallemiler arasında yakın bir geçmişe kadar yaygın olduğu, anlatılan yaşanmış hikâyelerden anlaşılmaktadır. Anılan bu örneklerin dışında Muhallemilerin kullandıkları bazı deyimler, geçmişte sahip oldukları batıl inanç ve gelenekler, kız çocuklarına karşı takındıkları tutum, yıldız kaymalarına yükledikleri anlamlar, kız isteme ve evlilik merasimleri; halen devam etmekte olan panayır kültürü, çocuklara söylenen ninniler, ölüm-kayıp ilanları ve lakap takma/aile isimleri gibi kültürel benzerlikler (Abdulhadioğlu 2012), geçmiş dönem Arap kültürünü yansıtan önemli unsurlardan birkaçıdır.  

Furthermore, it is understood from the recounted stories that the tradition of raiding and plundering, called "Ghazu," which is an important part of Arab traditions, was widespread among the Muhallemites until the recent past. Apart from these examples, some idioms used by the Muhallemites, their past superstitions and traditions, their attitudes towards girls, the meanings they attribute to shooting stars, their marriage proposal and wedding ceremonies; the still ongoing fair culture, lullabies sung to children, death and loss announcements, and the use of nicknames/family names are some of the important elements reflecting past Arab culture (Abdulhadioğlu 2012).
علاوة على ذلك، يتضح من الروايات المتداولة أن عادة الغزو والنهب، التي تُعرف باسم "الغزو"، والتي تُعد جزءًا هامًا من التقاليد العربية، كانت منتشرة على نطاق واسع بين المحلمين حتى وقت قريب. إلى جانب هذه الأمثلة، تُعد بعض التعابير المستخدمة من قبل المحلمين، وخرافاتهم وتقاليدهم القديمة، ونظرتهم إلى الفتيات، والمعاني التي ينسبونها إلى الشهب، وطقوس طلب الزواج والزفاف، وثقافة المهرجانات التي لا تزال قائمة، والأناشيد التي تُغنى للأطفال، وإعلانات الوفاة والفقد، واستخدام الألقاب/أسماء العائلة، من العناصر المهمة التي تعكس الثقافة العربية القديمة (عبد الهادي أوغلو، 2012).

Benî Hilâl Meselesi 

Günümüzde Muhallemiler, kendilerini soy bakımından Arap olarak görmekle birlikte daha çok Benî Hilal Kabilesine mensubiyetle anılmak istedikleri tespit edilmiştir.17 Oysa tarihi verilerde Beni Rebia Kabilesinin dışında, el-Cezire Bölgesine göç etmiş farklı Arap kabilelerinden fazla söz edilmemektedir. Hilalî kabilelerin Güneydoğu Anadolu’ya göçleri ile ilgili bilgilerse, Işıltan’ın aktarmış olduğu bir rivayetten başka ciddi anlamda dile getirilmemiştir. Söz konusu rivayet de Diyar-ı Mudar ve Mudar Kabilesi hakkında olup, İslam’ın ilk devrinden itibaren Diyar-ı Mudar’da ikamet etmekte olan üç Mudari Kabile olan Kilab, Hilâl ve Ukayl (Işıltan 1960; Çevik 2002) ile ilgilidir.

Today, it has been observed that while the Muhallemites consider themselves Arabs by ancestry, they prefer to be identified more with the Beni Hilal tribe.17 However, historical data does not mention many other Arab tribes that migrated to the al-Jazira region besides the Beni Rabia tribe. Information regarding the migration of the Hilali tribes to Southeastern Anatolia has not been seriously mentioned except for a narration cited by Işıltan. This narration is about Diyar-ı Mudar and the Mudar tribe, and concerns the three Mudari tribes, Kilab, Hilal, and Ukayl (Işıltan 1960; Çevik 2002), who resided in Diyar-ı Mudar from the early days of Islam.
يُلاحظ اليوم أن المحلّميين، رغم اعتبارهم أنفسهم عربًا من حيث الأصل، يُفضّلون الانتماء إلى قبيلة بني هلال.<sup>17</sup> ومع ذلك، لا تُشير البيانات التاريخية إلى العديد من القبائل العربية الأخرى التي هاجرت إلى منطقة الجزيرة باستثناء قبيلة بني ربيعة. ولم يُذكر الكثير عن هجرة قبائل الهلاليين إلى جنوب شرق الأناضول، باستثناء رواية ذكرها إيشلتان. تتناول هذه الرواية ديار مُدر وقبيلة مُدر، وتحديدًا قبائل مُدر الثلاث: كلاب، وهلال، وعقيل (إيشلتان 1960؛ تشيفيك 2002)، الذين سكنوا ديار مُدر منذ فجر الإسلام.

Tarihte Diyar-ı Mudar olarak bilinen yerin de batılı bir coğrafyacıya göre Fırat’ın civarı; (D’anville 1971) Makdisi’ye göre ise içinde Rakka, Suruç, Harran ve Ruha’nın da olduğu bir coğrafyayı ifade ettiği (Makdisi 1906) varsayıldığında, bahsedilen coğrafyanın Muhallemilerin yaşamış olduğu coğrafyadan uzak yerler olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple rivayeti besleyen bilgilerin az olması ve göç ettikleri ifade edilen coğrafyanın şu anda Muhallemiler için yaşanan coğrafya ile uyuşmaması, “Muhallemiler, Hilalîlerden gelmiştir” denilebilmesini güçleştirmektedir.  

Assuming that the place known in history as Diyar-ı Mudar refers, according to a Western geographer (D’anville 1971), to the area around the Euphrates, and according to Makdisi (Makdisi 1906), to a geography that includes Raqqa, Suruç, Harran, and Ruha, it becomes clear that the mentioned geography is far from the geography where the Muhallemi people lived. Therefore, the scarcity of information supporting the narrative and the fact that the geography from which they are said to have migrated does not match the geography where the Muhallemi people currently live makes it difficult to say that "the Muhallemi people originated from the Hilali people."
بافتراض أن المكان المعروف تاريخيًا باسم ديار مضر يشير، وفقًا لجغرافي غربي (دانفيل، 1971)، إلى المنطقة المحيطة بنهر الفرات، ووفقًا لمقدسي (مقدسي، 1906)، إلى منطقة جغرافية تشمل الرقة وسروج وحران وروحا، يتضح أن هذه المنطقة الجغرافية بعيدة كل البعد عن المنطقة التي سكنها شعب المحلمي. ولذلك، فإن ندرة المعلومات التي تدعم هذه الرواية، وحقيقة أن المنطقة التي يُقال إنهم هاجروا منها لا تتطابق مع المنطقة التي يسكنها شعب المحلمي حاليًا، تجعل من الصعب الجزم بأن "شعب المحلمي ينحدر من شعب الهلالي".

Bununla ilgili başka bir bulgu ise sözü edilen kabilenin göç yolları ile ilgili verilerdir. Konu hakkında yapılan araştırmalara göre, kabilenin ana merkezi tıpkı Beni Rebia kabilesi gibi Hicaz Bölgesi; Taif civarındaki Gazvan dağıydı. Ancak bulunmuş oldukları bu bölgeden IX. yüzyıldan itibaren başlayan göçlerle başta Necd, Irak ve Biladü’ş-Şam olmak üzere çeşitli bölgelere yayıldıkları, ardından bu bölgeleri de terk ederek Afrika’ya geçtikleri söylenmektedir. Irak ve Suriye’de yaşayan Hilaliler, Arabistan’a hac farizasını yerine getirmek üzere giden kafilelere karşı yapmış oldukları haydutluk ve soygunlar nedeniyle, ilk defa Emevi Halifesi Hişam b. Abdülmelik (724-743) tarafından Mısır’a sürgün edilmişlerdi.

Another finding related to this is the data concerning the migration routes of the aforementioned tribe. According to research on the subject, the main center of the tribe, like the Beni Rebia tribe, was the Hijaz region; the Ghazwan mountain near Taif. However, it is said that they spread from this region to various areas, primarily Najd, Iraq, and Bilad al-Sham, through migrations that began in the 9th century, and then left these regions and moved to Africa. The Hilalis, who lived in Iraq and Syria, were first exiled to Egypt by the Umayyad Caliph Hisham ibn Abd al-Malik (724-743) due to their banditry and robberies against caravans going to perform the Hajj pilgrimage in Arabia.
ومن النتائج الأخرى ذات الصلة بالموضوع البيانات المتعلقة بمسارات هجرة القبيلة المذكورة. فبحسب الأبحاث في هذا الشأن، كان مركز القبيلة الرئيسي، كحال قبيلة بني ربيعة، منطقة الحجاز، وتحديدًا جبال غزوان قرب الطائف. إلا أنه يُقال إنهم انتشروا من هذه المنطقة إلى مناطق متفرقة، أبرزها نجد والعراق وبلاد الشام، عبر هجرات بدأت في القرن التاسع الميلادي، ثم غادروا هذه المناطق واتجهوا إلى أفريقيا. وقد نُفي الهلاليون، الذين سكنوا العراق والشام، إلى مصر أولًا بأمر من الخليفة الأموي هشام بن عبد الملك (724-743م) بسبب أعمالهم الإجرامية وسرقاتهم التي استهدفت قوافل الحج في الجزيرة العربية.

Gittikleri her yerde tahribat yapan, soygun ve yağmacılığı terk etmedikleri için de iktisadi bakımdan çok güçlü bir konuma gelen Hilaliler, Abbasiler zamanında tekrar Emeviler’e karşı kullanılmak üzere Irak bölgesine getirilmişlerdir. Ancak buradaki varlıkları yine rahatsızlık vermeye başlayınca Afrika’nın en batı ucuna kadar göç ettirilmişlerdir (Kavas 1998). Görüldüğü gibi gerek soy itibarıyla gerekse de göç yolları ve göç zamanları dikkate alındığında Mezopotamya’nın, genel itibarıyla Beni Hilal Kabilesinin yoğun olarak uğradığı yerler arasında yer almadığı anlaşılmaktadır. 

The Hilal tribe, who caused destruction wherever they went and never abandoned robbery and plunder, thus achieving a very powerful economic position, were brought back to the Iraq region during the Abbasid era to be used against the Umayyads. However, when their presence there began to cause trouble again, they were migrated as far as the westernmost tip of Africa (Kavas 1998). As can be seen, considering both their lineage and the migration routes and migration times, it is understood that Mesopotamia was not among the places heavily visited by the Beni Hilal tribe in general.
أُعيدت قبيلة الهلال، التي كانت تُلحق الدمار أينما حلّت ولم تتخلَّ عن النهب والسلب، ما مكّنها من بلوغ مكانة اقتصادية مرموقة، إلى العراق خلال العصر العباسي لاستخدامها ضد الأمويين. إلا أنه عندما بدأ وجودهم هناك يُثير المشاكل مجدداً، هاجروا إلى أقصى غرب أفريقيا (كافاس، 1998). وكما يتضح من نسبهم ومسارات هجرتهم وأوقاتها، فإن بلاد ما بين النهرين لم تكن من بين المناطق التي زارتها قبيلة بني هلال بكثرة.

Öte yandan Muhallemilerin Beni Hilal Kabilesine mensup olduğu iddiasını dile getiren kaynağı belirsiz18 bir metinde, “Muhallemiye” kelimesinden yola çıkılarak başka bir değerlendirme daha yapılmaktadır. Bu değerlendirmede, Muhallemiye kelimesinin yukarıda açıklanan “Muhellem’den gelme” manasından ziyade, bölgedeki yerleşim biçimi ile alakalı olduğu dile getirilmektedir. Oysa “Muhallemi” olarak bilinen ve yazılış biçimi de (محلّمي) şeklinde olan bu topluluğun isminin “yüz yerleşim yeri” anlamındaki ( مائة محل ) “miet mahal” sözcüğünden oldukça uzak durmaktadır (H. İsmail ve A. Osman 2004) Kaldı ki Muhallemiler yalnızca yüz ev değil yukarıda da ifade edildiği gibi, bölgedeki 500 köyün büyük bir kısmını oluşturdukları bildirilmektedir (Barsawmo 1996). Dolayısıyla, elde edilen bilgiler değerlendirildiğinde, Muhellemilerin Beni Hilal kabilesine mensubiyeti ile ilgili halk arasında dolaşan bilgilerin şimdilik gerçeği yansıtmadığı anlaşılmaktadır. 

On the other hand, in an unverified text18 that claims the Muhallemians belong to the Beni Hilal tribe, another interpretation is made based on the word "Muhallemiye". In this interpretation, it is stated that the word "Muhallemiye" is related to the settlement pattern in the region rather than the meaning of "coming from Muhellem" explained above. However, the name of this community, known as "Muhallemi" and written as (محلّمي), is quite far from the word "miet mahal" (مائة محل), meaning "hundred settlements" (H. İsmail and A. Osman 2004). Moreover, it is reported that the Muhallemians constituted not only a hundred houses but also a large part of the 500 villages in the region, as stated above (Barsawmo 1996). Therefore, when the information obtained is evaluated, it is understood that the information circulating among the people regarding the Muhallemians' belonging to the Beni Hilal tribe does not reflect the truth for the time being.
من جهة أخرى، في نص غير موثق (18) يزعم أن سكان المحلّمين ينتمون إلى قبيلة بني هلال، يُقدّم تفسير آخر يستند إلى كلمة "المحلّمية". في هذا التفسير، يُذكر أن كلمة "المحلّمية" مرتبطة بنمط الاستيطان في المنطقة، وليس بمعنى "القدوم من محلم" المذكور آنفًا. مع ذلك، فإن اسم هذه الجماعة، المعروف باسم "المحلّمي" والمكتوب (محلّمي)، يختلف تمامًا عن كلمة "مئات محل" (مئات المستوطنات) (إسماعيل وعثمان، 2004). علاوة على ذلك، يُذكر أن سكان المحلّمين لم يقتصروا على مئة منزل فحسب، بل شكّلوا أيضًا جزءًا كبيرًا من 500 قرية في المنطقة، كما ذُكر سابقًا (برصومو، 1996). لذلك، عند تقييم المعلومات التي تم الحصول عليها، يتضح أن المعلومات المتداولة بين الناس بشأن انتماء المحلمين إلى قبيلة بني هلال لا تعكس الحقيقة في الوقت الحالي.

Süryanilik Meselesi 

Muhallemilerin köken itibarıyla Süryani olduğuna dair iddialar günümüzde güncelliğini koruyan mevzulardan biri olmaya devam etmektedir. Özellikle Süryani kaynaklarının gündeme taşıdığı Muhallemilerin hem soy ve hem de mezhepsel anlamda Süryani oldukları (Akyüz 1998) veya böyle olmasa da en azından mezhepsel olarak Süryani olabilecekleri (Sayks; Barsawmo v.d) türünden iddialar öne çıkmaktadır. Bunların tetkiklerine geçmeden önce Süryaniliğin tanımını doğru bir şekilde ortaya koymanın yerinde olacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda yapılan tanımlara göre “Süryani” kavramı her ne kadar Süryanilerin kendileri tarafından beş farklı anlamla açıklanmaya çalışılmış ise de konunun uzmanlarının ortak kanaati, akla en yatkın olanını sunmaktadır.

Claims that the Muhallemians are of Syriac origin remain a relevant topic today. In particular, Syriac sources highlight claims that the Muhallemians are Syriac both by ancestry and denomination (Akyüz 1998), or that even if not, they could at least be Syriac by denomination (Sayks; Barsawmo et al.). Before examining these claims, it is considered appropriate to correctly define Syriac identity. According to these definitions, although the concept of "Syriac" has been explained with five different meanings by the Syriacs themselves, the common opinion of experts on the subject presents the most plausible explanation.
لا تزال الادعاءات بأن سكان المحلمين من أصل سرياني موضوعًا ذا أهمية حتى اليوم. وعلى وجه الخصوص، تُبرز المصادر السريانية ادعاءاتٍ بأن سكان المحلمين سريانيون من حيث النسب والانتماء (أكيوز، 1998)، أو أنه حتى وإن لم يكن الأمر كذلك، فقد يكونون سريانيين على الأقل من حيث الانتماء (سايكس؛ بارساومو وآخرون). قبل الخوض في هذه الادعاءات، يُعتبر من المناسب تعريف الهوية السريانية تعريفًا دقيقًا. ووفقًا لهذه التعريفات، ورغم أن مفهوم "السرياني" قد فُسِّر بخمسة معانٍ مختلفة من قِبَل السريان أنفسهم، فإن الرأي السائد بين الخبراء في هذا الشأن يُقدِّم التفسير الأكثر منطقية.

Bu kanaate göre, “Süryani” adı her ne kadar insanda “Suriyeliler” imgesini uyandırıyorsa da, bu lakabın kullanılması dini bir zorunluluğa dayanmaktadır. Pavlos’un Hıristiyanlığı kabulüyle, Suriye ve Filistin’deki putperestler üzerinde yoğunlaştırılan misyon çalışmaları sonucunda, bu bölgenin sakinlerinden olan Aramiler’in bir kısmı da Hıristiyanlığı kabul etti. Hıristiyanlığı kabul eden Aramiler, kendilerini putperest ırkdaşlarından ayırmak için “Suryoyé-Süryaniler lakabını kullanmaya başlamışlar ve zamanla bu lakap, ayrı bir mezhebe ad olmuştur”. Bununla birlikte, Süryani adı bugün çeşitli ırklara bağlı olmalarına rağmen, bir Hıristiyan mezhebi ve kilise yandaşlarının adı olarak da kullanılmaktadır.19 

According to this view, although the name "Syriac" evokes the image of "Syrians" in people's minds, the use of this epithet is based on a religious necessity. Following Paul's acceptance of Christianity, and as a result of missionary work focused on pagans in Syria and Palestine, some of the Arameans, inhabitants of this region, also accepted Christianity. To distinguish themselves from their pagan kinsmen, the Arameans who accepted Christianity began to use the epithet "Suryoyé-Syriacs," and over time this epithet became the name of a separate denomination. Nevertheless, the name Syriac is still used today, despite its association with various ethnic groups, as the name of a Christian denomination and church adherents.
بحسب هذا الرأي، فرغم أن اسم "السرياني" يستحضر صورة "السوريين" في أذهان الناس، إلا أن استخدام هذا اللقب يستند إلى ضرورة دينية. فبعد اعتناق بولس للمسيحية، ونتيجةً للعمل التبشيري الذي ركز على الوثنيين في سوريا وفلسطين، اعتنق بعض الآراميين، سكان هذه المنطقة، المسيحية أيضًا. ولتمييز أنفسهم عن أقاربهم الوثنيين، بدأ الآراميون الذين اعتنقوا المسيحية باستخدام لقب "السرياني"، ومع مرور الوقت أصبح هذا اللقب اسمًا لطائفة مستقلة. ومع ذلك، لا يزال اسم "السرياني" يُستخدم حتى اليوم، على الرغم من ارتباطه بجماعات عرقية مختلفة، كاسم لطائفة مسيحية وأتباعها.

Gerek iddialar gerekse yapılan tanımlar birlikte değerlendirildiğinde Muhallemilerin Süryanilerle olan ilişkilerini çözmek adına akla bazı soruları getirmektedir. Mesela, Süryanilik bir ırk ise Muhallemilere Müslüman Süryaniler denilebilir mi? Veya Süryanilik bir Mezhep ise Muhallemi Süryani var mı? Neden Süryanice konuşan Muhallemiler yok? Veya Muhallemîler Müslüman olduktan sonra neden kendi dillerini bırakıp Arapçayı öğrendiler ve kimlerden öğrendiler? Şayet Kur’ân dili olması sebebiyle Arapça konuşmaya başlamışlarsa neden Kürtler ve Türkler de Müslüman olduktan sonra Arapça konuşmadılar? (H.İsmail, A.Osman 2004) v.s gibi sorular. Sorulara belki de Süryani araştırmacıların verecekleri cevaplar, ilişkilerin çözümlenmesi adına aydınlatıcı olacaktır. Bununla birlikte eldeki verilere dayanarak bölgeye göç etmiş Arap kabilelerinin özellikle inanışlarına ilişkin birtakım çözümlemeler de yapılabilir.

When both the claims and the definitions are considered together, they raise some questions in order to understand the relationship between the Muhallemites and the Syriacs. For example, if Syriac identity is an ethnicity, can the Muhallemites be called Muslim Syriacs? Or, if Syriac identity is a sect, are there Muhallemite Syriacs? Why are there no Muhallemites who speak Syriac? Or, after converting to Islam, why did the Muhallemites abandon their own language and learn Arabic, and from whom did they learn it? If they started speaking Arabic because it is the language of the Quran, why did Kurds and Turks not speak Arabic after converting to Islam? (H. İsmail, A. Osman 2004) etc. Perhaps the answers that Syriac researchers will provide to these questions will shed light on the understanding of the relationships. Furthermore, based on the available data, some analyses can also be made regarding the beliefs of the Arab tribes that migrated to the region.
عند النظر إلى الادعاءات والتعريفات معًا، يتبادر إلى الذهن بعض التساؤلات لفهم العلاقة بين المحلّمين والسريان. على سبيل المثال، إذا كانت الهوية السريانية عرقية، فهل يُمكن تسمية المحلّمين بالسريان المسلمين؟ أو إذا كانت الهوية السريانية طائفة، فهل يوجد سريان محلّمون؟ لماذا لا يوجد محلّمون يتحدثون السريانية؟ أو بعد اعتناق الإسلام، لماذا تخلى المحلّمون عن لغتهم الأم وتعلموا العربية، وممن تعلموها؟ إذا كانوا قد بدأوا بالتحدث بالعربية لأنها لغة القرآن، فلماذا لم يتحدث الأكراد والأتراك العربية بعد اعتناقهم الإسلام؟ (ح. إسماعيل، أ. عثمان 2004) إلخ. لعلّ إجابات الباحثين السريان على هذه التساؤلات تُسهم في فهم هذه العلاقات. علاوة على ذلك، واستنادًا إلى البيانات المتاحة، يُمكن إجراء بعض التحليلات حول معتقدات القبائل العربية التي هاجرت إلى المنطقة.

Örneğin bölgeye gelmiş olan Ben-i Rebia kabilesinin kollarından Bekr, Tağlib, Nemr ve Abdülkays’in Hıristiyan olmalarına karşın bazı kollarının ise putperest olduğu (Aycan 2007)20 bildirilmektedir. Bunlardan özellikle Bekriler’in, Arabistan’da iken putperest olduğu hatta “Avd” adında bir putları olduğu halde (el-Bekri 1998)  Bizans’a komşu olmasından doğan etkileşim sonucunda Hıristiyanlığı kabul ettiği söylenmektedir (İbn Haldun 2000). Dolayısıyla göçebe bir kabile olan Rebia kabilesinin de Süryanilerin yaşadığı bir bölgeye gelip yerleşmesi ve onlardan birçok alanda olduğu gibi inanç bakımından da etkilenmiş olması doğal olandır.

For example, it is reported that while some branches of the Banu Rabia tribe, namely the Bekr, Taghlib, Nemr, and Abd al-Qays, were Christian, others were pagan (Aycan 2007).20 It is said that the Bekri tribe, in particular, were pagan while in Arabia and even had an idol called "Avd" (al-Bakri 1998), but accepted Christianity as a result of interaction arising from their proximity to Byzantium (Ibn Khaldun 2000). Therefore, it is natural that the Rabia tribe, a nomadic tribe, came and settled in a region inhabited by the Syriacs and were influenced by them in many areas, including their beliefs
على سبيل المثال، ورد أن بعض فروع قبيلة بني ربيعة، وتحديدًا قبائل البكر والتغلب والنمر وعبد القيس، كانت مسيحية، بينما كانت فروع أخرى وثنية (أيكان 2007).<sup>20</sup> ويُقال إن قبيلة البكري، على وجه الخصوص، كانت وثنية في الجزيرة العربية، بل وكان لديها صنم يُسمى "عبد" (البكري 1998)، لكنها اعتنقت المسيحية نتيجةً لتفاعلها مع بيزنطة بسبب قربها منها (ابن خلدون 2000). لذلك، فمن الطبيعي أن تأتي قبيلة ربيعة، وهي قبيلة بدوية، وتستقر في منطقة يسكنها السريان، وأن تتأثر بهم في جوانب عديدة، بما في ذلك معتقداتها.

Belki de bu doğallıktan olsa gerek, sözü edilen Arap kabilelerinin, Bizans ordusu içerisinde önemli bir yer tutarak, Mecusi Perslilere karşı savaştıkları da bildirilmektedir (Kaegi 2000). Böylelikle Rebia kabilesinin bir kolu olan ve Süryanilere komşu olarak gelmiş Muhallemilerin, inanç bakımından İslam öncesinde Hıristiyanlığı/Süryaniliği kabul etmiş olmaları da ihtimal dâhilindedir. Ancak bunun, Muhallemilerin soy olarak Süryani veya Arami oldukları anlamına gelmeyeceği de açıktır. 

Perhaps due to this natural occurrence, it is also reported that the aforementioned Arab tribes held an important place in the Byzantine army and fought against the Zoroastrian Persians (Kaegi 2000). Thus, it is possible that the Muhallemians, a branch of the Rabia tribe who came as neighbors to the Syriacs, had adopted Christianity/Syriac Christianity before Islam. However, it is clear that this does not mean that the Muhallemians were of Syriac or Aramaic descent.
ربما نتيجةً لهذه الظاهرة الطبيعية، ورد أيضًا أن القبائل العربية المذكورة آنفًا احتلت مكانةً بارزةً في الجيش البيزنطي وحاربت ضد الفرس الزرادشتيين (كايجي، 2000). وبالتالي، من المحتمل أن يكون المهلميون، وهم فرع من قبيلة ربيعة الذين جاؤوا جيرانًا للسريان، قد اعتنقوا المسيحية/المسيحية السريانية قبل الإسلام. ومع ذلك، من الواضح أن هذا لا يعني بالضرورة أن المهلميين كانوا من أصل سرياني أو آرامي.

Muhallemilerin İslamlaşması 

İslam öncesinde Süryaniler veya bölgede yaşayan diğer Hıristiyan topluluklarıyla etkileşime girmiş olan Arap kabilelerinin Hıristiyanlaştığı söylenebileceği gibi, İslam’ın gelişinden sonra hızlı bir İslamlaşma sürecinden de söz edilebileceği unutulmamalıdır. Yaşanan İslamlaşmanın ne zaman başladığı kesin olarak bilinmese de ilk fetihlerle birlikte büyük bir hız kazandığı bilinmekte ve bu durum bazı batılı müsteşriklerce de teyit edilmektedir. Kaegi, İslam’ın birleştirici gücünün, ilk dönem İslam fetihlerini yönlendiren temel faktörlerden bir tanesi olduğunu (Kaegi 2000) belirterek ilk İslamlaşma hareketine dikkati çekmektedir.

The Islamization of the Muhallemites

While it can be said that Arab tribes who interacted with Syriacs or other Christian communities living in the region before Islam were Christianized, it should not be forgotten that a rapid process of Islamization occurred after the arrival of Islam. Although it is not known precisely when Islamization began, it is known that it gained great momentum with the first conquests, and this is confirmed by some Western Orientalists. Kaegi draws attention to the first Islamization movement by stating that the unifying power of Islam was one of the fundamental factors guiding the early Islamic conquests (Kaegi 2000).
أسلمة المحلّميين

مع أنه يمكن القول إن القبائل العربية التي تفاعلت مع السريان أو غيرهم من المجتمعات المسيحية التي سكنت المنطقة قبل الإسلام قد تنصّرت، إلا أنه لا ينبغي إغفال أن عملية أسلمة سريعة حدثت بعد ظهور الإسلام. ورغم أنه ليس معروفًا متى بدأت الأسلمة تحديدًا، إلا أنه من المعروف أنها اكتسبت زخمًا كبيرًا مع الفتوحات الأولى، وهذا ما يؤكده بعض المستشرقين الغربيين. ويلفت كايجي الانتباه إلى حركة الأسلمة الأولى بالقول إن قوة الإسلام التوحيدية كانت أحد العوامل الأساسية التي وجّهت الفتوحات الإسلامية الأولى (كايجي، 2000).

Aynı yazar “Mezopotamya’nın kaybedilmesi Bizans’ın müttefik Arap kabileleriyle ve insan gücüyle olan bağını kopardı ve Müslümanlarla savaşmak için ordular oluşturmak amacıyla önemli ölçüde yeni insan gücü ve daha etkili stratejiler ve taktikler geliştirme ihtiyacını doğurdu. Daha önceki yüzyılların aksine bu yüzyılda imparatorluğun diğer Arapları paralı olarak tutmak suretiyle Müslümanlarla daha fazla savaşamayacağı ortaya çıktı” (Kaegi 2000) diyerek Arap kabilelerinin İslam fâtihlerinin bölgeye gelip de fetihlere başladığı tarih olan 639 (veya buna yakın tarihler) tarihi itibarıyla İslam’ı kabul etmeye başladıklarına işaret etmektedir.21 Bizans ordusunu olumsuz etkileyebilecek yoğunlukta yaşanmış bu erken İslamlaşmanın “Arap denilince İslam, İslam denilince Arap”(Zeydan 2004) anlayışından etkilenmiş olabileceği de düşünülmektedir.  

The same author states that “the loss of Mesopotamia severed Byzantium’s ties with its allied Arab tribes and manpower, creating a need for significantly new manpower and more effective strategies and tactics to build armies to fight the Muslims. Unlike previous centuries, it became clear in this century that the empire could no longer fight the Muslims by simply hiring other Arabs as mercenaries” (Kaegi 2000), indicating that Arab tribes began to accept Islam around 639 (or a date close to it), the year the Islamic conquerors arrived in the region and began their conquests.21 It is also thought that this early Islamization, which occurred with a high degree that could negatively affect the Byzantine army, may have been influenced by the understanding of “Arabs mean Islam, and Islam means Arabs” (Zeydan 2004).
يذكر المؤلف نفسه أن "خسارة بلاد ما بين النهرين قطعت صلات بيزنطة بحلفائها من القبائل العربية وقواتها البشرية، مما أدى إلى الحاجة الماسة إلى قوة بشرية جديدة واستراتيجيات وتكتيكات أكثر فعالية لبناء جيوش لمحاربة المسلمين. وعلى عكس القرون السابقة، بات من الواضح في هذا القرن أن الإمبراطورية لم تعد قادرة على محاربة المسلمين بمجرد استئجار عرب آخرين كمرتزقة" (كايجي 2000)، مما يشير إلى أن القبائل العربية بدأت في اعتناق الإسلام حوالي عام 639 (أو تاريخ قريب منه)، وهو العام الذي وصل فيه الفاتحون المسلمون إلى المنطقة وبدأوا فتوحاتهم.<sup>21</sup> ويُعتقد أيضًا أن هذا التحول المبكر نحو الإسلام، والذي حدث بدرجة عالية كان من الممكن أن تؤثر سلبًا على الجيش البيزنطي، ربما تأثر بفهم أن "العرب هم الإسلام، والإسلام هم العرب" (زيدان 2004).

İslam’ı erken kabul eden bölgedeki Arap kabileleri içerisinde Muhallemi atalarının olup olmadığı kesin olarak bilinmemesine karşın, Emeviler döneminde Rebialıların genellikle Hariciliği benimsedikleri bilinmektedir. Hatta Emeviler döneminde Dara’da22 isyan eden Salih b. Müserrih’in23, (76/695) bu esnada irtibata geçtiği Şebîb b. Yezîd eş-Şeybânî’nin etrafında toplanan adamları arasında Benî Muhallem’den İbrahim b. Hacer Ebu’s-Sukayr ve Benû Şeyban b. Zühl’den Fazl b. Amir’in de olduğu aktarılmaktadır. Bu olayla ilgili rivayetlerde bulunan Taberi’ye göre Tarihçi Ebû Mihnef’in bilgi kaynaklarından biri de Benî Muhallemden biri idi (Taberi 1964). Yine aynı dönemde ve aynı yerde isyan eden Haricîlerden Sükeyn adlı kişi, Benî Muhallem’den olup Muhammed b. Mervân’ın süvarileri tarafından yakalanarak Haccâc’a gönderilmiş daha sonra da onun emriyle idam edilmiştir.

Although it is not known with certainty whether there were any Muhallem ancestors among the Arab tribes in the region that accepted Islam early, it is known that the Rabi'ites generally adopted Kharijism during the Umayyad period. It is even reported that among the men gathered around Shabib b. Yazid al-Shaybani, with whom Salih b. Musarrih (76/695) revolted in Dara,22 were Ibrahim b. Hajar Abu's-Sukayr from the Banu Muhallem and Fazl b. Amir from the Banu Shayban b. Zuhl. According to Tabari, who narrated about this event, one of the sources of information for the historian Abu Mihnaf was also from the Banu Muhallem (Tabari 1964). Similarly, Sukayn, a Kharijite who revolted in the same period and place, was from the Banu Muhallem and was a follower of Muhammad b. He was captured by Marwan's cavalry and sent to Hajjaj, who later ordered his execution.
على الرغم من عدم اليقين بشأن وجود أسلاف من بني محلم بين القبائل العربية في المنطقة التي اعتنقت الإسلام مبكرًا، إلا أنه من المعروف أن الربيعيين اعتنقوا الخوارج عمومًا خلال العصر الأموي. بل ورد أن من بين الرجال الذين التفوا حول شبيب بن يزيد الشيباني، الذي ثار معه صالح بن مسيرح (76/695) في درعا، كان إبراهيم بن حجر أبو سقيل من بني محلم، وفضل بن عامر من بني شيبان بن زل. ووفقًا للطبري، الذي روى هذه الحادثة، كان أحد مصادر معلومات المؤرخ أبي مهنف من بني محلم أيضًا (الطبري 1964). وبالمثل، كان سقيل، وهو من الخوارج الذين ثاروا في نفس الفترة والمكان، من بني محلم وكان من أتباع محمد بن عبد المطلب. تم أسره على يد فرسان مروان وأرسل إلى حجاج، الذي أمر لاحقاً بإعدامه.

Aynı hanedan döneminin sonlarında ayaklanan Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî’nin de Benî Muhallem’den olduğu bilinmektedir (Halife b. Hayyat 1985). Dahhâk, büyük destek sağlayıp geniş bir bölgeyi hâkimiyeti altına almışsa da son Emevî halifesi Mervân b. Muhammed’in (744-750) bizzat kendisinin de katıldığı bir baskınla Ra’sü’l-Ayn yakınlarında Kefertûsa’da öldürülmüştü (128/746) (İbnü’l-Esir 1987; Yakubi 1883; Halife b. Hayyat 1985; Wellhausen 1963; K. V. Zettersteen 1979) Ayrıca tarihte, İtbân el Haruri İbn Asîle eş-Şeybânî (veya İbn Vasîle) adlı bir şairden söz edilmektedir ki bu şahıs da, Cezire Haricîlerinden olup annesi Benî Muhallem’dendir (İbn Hallikân 1969)  Emeviler sonrasında da el-Cezire bölgesinde harici ayaklanmalarının devam ettiği bilinmektedir.

It is known that Dahhak b. Kays eş-Şeybânî, who revolted towards the end of the same dynasty, was also from the Banu Muhallem (Khalifa b. Hayyat 1985). Although Dahhak gained significant support and brought a large region under his control, the last Umayyad caliph, Marwan b. He was killed in Kefertûsa near Ra’s al-Ayn in a raid in which Muhammad (744-750) himself participated (128/746) (Ibn al-Athir 1987; Yaqubi 1883; Khalifa b. Hayyat 1985; Wellhausen 1963; K. V. Zettersteen 1979). Furthermore, history mentions a poet named Itban al-Haruri Ibn Asila al-Shaybani (or Ibn Wasila), who was also from the Jazira Kharijites and whose mother was from the Banu Muhallam tribe (Ibn Khallikan 1969). It is known that Kharijite uprisings continued in the Jazira region even after the Umayyads.
من المعروف أن ضحاك بن قيس الشيباني، الذي ثار قرب نهاية نفس السلالة، كان أيضًا من بني محلم (خليفة بن حياة، 1985). ورغم أن ضحاك حظي بدعم كبير وسيطر على منطقة واسعة، إلا أن آخر خلفاء بني أمية، مروان بن حيات، قُتل في كفرتوسة قرب رأس العين في غارة شارك فيها النبي محمد (744-750) بنفسه (128/746) (ابن الأثير، 1987؛ اليعقوبي، 1883؛ خليفة بن حياة، 1985؛ فيلهاوزن، 1963؛ ك. ف. زيترستين، 1979). علاوة على ذلك، يذكر التاريخ شاعراً يُدعى إتبان الحروري بن أصيلة الشيباني (أو ابن وسيلة)، وهو أيضاً من خوارج الجزيرة، وكانت أمه من بني محلم (ابن خلكان، 1969). ومن المعروف أن انتفاضات الخوارج استمرت في منطقة الجزيرة حتى بعد الأمويين.

Bu ayaklanmalardan bir tanesi, Harici Velid b. Tarif eş-Şeybani ayaklanmasıydı. Abbasiler döneminin ilk 50 yılına tekabül eden bu isyan, başka bir Şeybani olan Yezid b. Mezid tarafından bastırılmış ve Tarif öldürülmüştür (H.178/794) (Halife b. Hayyat 1969; Zehebi (tarihsiz); İbn Haldun 2000). İsyanın bastırılması büyük yankı uyandırmış bu sebeple dönemin şairlerinden biri şunu söylemişti: “Vailliler birbirlerini öldürüyor; zira demiri ancak demir keser” (İbnü’l-Esir tr.(tarihsiz); Halife B. Hayyat 1969). Buradan anlaşılıyor ki bölgede çıkan birçok harici isyanına Bekir b. Vail kolundan Ben-i Şeyban önderlik etmişse de Ben-i Rebia’nın siyasi tavrı her dönemde aynı olmamıştır. Bunun yanında yaşanan gelişmeler, Muhallemilerin ataları varsayılan Şeybanilerin İslam’ı erken bir dönemde kabul ettiğini ve yaşadıkları coğrafyadaki varlıklarının da çok eskilere dayandığını teyit etmektedir. 

One of these uprisings was the rebellion of the Kharijite Walid ibn Tarif al-Shaybani. This revolt, which occurred during the first 50 years of the Abbasid period, was suppressed by another Shaybani, Yazid ibn Mazid, and Tarif was killed (178 AH/794 CE) (Khalifa ibn Hayyat 1969; al-Dhahabi (undated); Ibn Khaldun 2000). The suppression of the rebellion caused a great stir, so much so that one of the poets of the time said: "The Wailites are killing each other; for only iron can cut iron" (Ibn al-Athir, undated; Khalifa ibn Hayyat 1969). This shows that although many Kharijite rebellions in the region were led by the Banu Shaybani from the Bakr ibn Wail branch, the political stance of the Banu Rabia was not the same in every period. Furthermore, recent developments confirm that the Shaybanids, who are believed to be the ancestors of the Muhallamis, embraced Islam at an early stage and that their presence in the region dates back to very ancient times.
كانت إحدى هذه الانتفاضات ثورة الخوارج الوليد بن طريف الشيباني. وقد قُمعت هذه الثورة، التي اندلعت خلال الخمسين عامًا الأولى من العصر العباسي، على يد شيباني آخر هو يزيد بن ماجد، وقُتل طريف (178 هـ/794 م) (خليفة بن حياة 1969؛ الذهبي (بدون تاريخ)؛ ابن خلدون 2000). أثار قمع الثورة ضجة كبيرة، حتى أن أحد شعراء تلك الحقبة قال: "الويليون يقتلون بعضهم بعضًا؛ فالحديد لا يقطع الحديد إلا بالحديد" (ابن الأثير، بدون تاريخ؛ خليفة بن حياة 1969). وهذا يدل على أنه على الرغم من أن العديد من ثورات الخوارج في المنطقة قادها بنو الشيباني من فرع بكر بن وائل، إلا أن الموقف السياسي لبني ربيعة لم يكن واحدًا في كل العصور. علاوة على ذلك، تؤكد التطورات الأخيرة أن الشيبانيين، الذين يُعتقد أنهم أسلاف المحلمين، اعتنقوا الإسلام في مرحلة مبكرة وأن وجودهم في المنطقة يعود إلى أزمنة قديمة جداً.

Ancak, Muhallemilerin İslamlaşmasıyla alakalı aynı kanaati paylaşmayan farklı görüşler özellikle Süryani kaynaklarında mevcuttur. Barsavm bu konuda şunları aktarmaktadır: “1609 (veya 1583) seneleri civarında, Türk Hükümdarlarının Hıristiyanlar üzerine arttırdığı baskı ve zulümler neticesinde, Muhallemi kabileleri de zarar görmeye başlamış bu sebeple zulümden kurtulmak için Müslüman olmuşlardır. Muhallemilerin Müslümanlığı 300 sene öncesini aşmamaktadır.” Aynı kaynakta geçen ancak yazarın kendisinin dahi inanmadığı anlaşılan başka bir rivayette, Kilisedeki kötü idaresinden söz edilen Mardin Patriği İsmail’den naklen aktarıldığına göre, buğday kıtlığının olduğu yıllarda Muhallemiler, patriklerinden (Patrik İsmail) “büyük oruç” günlerinde et yemeği istemişlerdi.

However, differing opinions regarding the Islamization of the Muhallemites exist, particularly in Syriac sources. Barsavm states the following on this matter: “Around 1609 (or 1583), as a result of the increased pressure and persecution of Christians by the Turkish rulers, the Muhallemite tribes also began to suffer, and therefore, to escape persecution, they converted to Islam. The conversion of the Muhallemites to Islam does not date back more than 300 years.” Another account in the same source, which the author himself apparently did not believe, relates that, according to a narration attributed to Patriarch Ismail of Mardin, who was criticized for his poor administration of the Church, during years of wheat scarcity, the Muhallemites requested meat from their patriarch (Patriarch Ismail) for the "Great Lent" days.
مع ذلك، توجد آراء متباينة بشأن أسلمة المحلّميين، لا سيما في المصادر السريانية. يذكر بارسافم في هذا الشأن ما يلي: "حوالي عام 1609 (أو 1583)، نتيجةً لتزايد الضغط والاضطهاد الذي مارسه الحكام الأتراك على المسيحيين، بدأت قبائل المحلّميين تعاني أيضًا، ولذلك، وللنجاة من الاضطهاد، اعتنقوا الإسلام. ولا يعود تاريخ اعتناق المحلّميين للإسلام إلى أكثر من 300 عام." ويروي مصدر آخر، لم يصدقه المؤلف نفسه على ما يبدو، أنه وفقًا لرواية منسوبة إلى البطريرك إسماعيل المارديني، الذي وُجهت إليه انتقادات لسوء إدارته للكنيسة، فقد طلب المحلّميون اللحم من بطريركهم (البطريرك إسماعيل) خلال سنوات شح القمح لأيام "الصوم الكبير".

Ancak patrik bunun mümkün olmadığını söyleyince onlar da patriğe kızıp Müslümanlığı kabul etmişlerdi. Bu iddia, kitabın yazarını dahi tatmin etmemiş olacak ki “bu, Patrik İsmail’in karşıtları tarafından, onu kötülemek amacıyla uydurmuş oldukları bir iddiadır”(Barsawmo 1996) demektedir. Aslında fazla yoruma da gerek yok ancak şu kadarı da bilinmelidir ki yalnızca bazı gıdaları yasaklayan bir orucun yerine tüm gıdaları oruç boyunca yasaklayan bir inancı tercih etmek daha zor olsa gerek. 

Mor İğnatiyos Barsawmo’nun dile getirdiği bu iddialara güçlü bir cevap, resmi belge niteliğindeki Osmanlı arşivlerinden de gelmektedir. 1526 yılına ait devletin resmi kayıtlarının dökümü olan aşağıdaki tabloda yer alan Muhallemi köylerinin (Yukarıda aynı yazarın belirttiği Köyler) tamamının Müslüman köyler olarak geçmesi dikkat çekicidir. 

However, when the patriarch said this was impossible, they became angry with him and converted to Islam. This claim, it seems, didn't even satisfy the author of the book, who stated, "This is a claim fabricated by Patriarch Ismail's opponents to slander him" (Barsawmo 1996). In fact, there's not much need for further comment, but it should be known that it would be more difficult to choose a belief that prohibits all foods during fasting over a fast that only prohibits certain foods.

A strong response to these claims made by Mor Ignatius Barsawmo comes from the official Ottoman archives. It is noteworthy that all the Muhallemi villages (the villages mentioned above by the same author) listed in the table below, which is a compilation of official state records from 1526, are listed as Muslim villages.
لكن عندما قال البطريرك إن هذا مستحيل، غضبوا منه واعتنقوا الإسلام. ويبدو أن هذا الادعاء لم يُقنع حتى مؤلف الكتاب، الذي صرّح قائلاً: "هذا ادعاءٌ مُختلقٌ من خصوم البطريرك إسماعيل لتشويه سمعته" (برساومو، ١٩٩٦). في الواقع، لا حاجة لمزيد من التعليق، ولكن من الجدير بالذكر أنه من الأصعب اختيار عقيدة تُحرّم جميع الأطعمة أثناء الصيام على صيام يُحرّم أطعمةً مُحددة فقط.

ويأتي ردٌّ قويٌّ على هذه الادعاءات التي طرحها مار إغناطيوس برساومو من الأرشيف العثماني الرسمي. ومن الجدير بالذكر أن جميع قرى المُحليمي (القرى المذكورة أعلاه من قِبل المؤلف نفسه) المُدرجة في الجدول أدناه، وهو عبارة عن تجميع لسجلات الدولة الرسمية من عام ١٥٢٦، مُصنّفة كقرى مسلمة.

Tablo için24                 

Tabloda Muhallemi köyleri olarak zikredilen yerlere bakıldığında, Mor İğnatiyos’un burada yaşayan toplulukların İslam’ı geç dönemde kabul ettiğine dair tezi açıkça çürümüş olmaktadır. Çünkü tablonun verileri Muhallemi köylerinin zikrettiği tarihten çok daha önce İslam’a girdiklerini göstermektedir. Yukarıda sözü edilen Hasankeyf Vakayinamesinden de bunu anlamak mümkündür. Bunun dışında ayrıca günümüz araştırmacılardan bazıları da özellikle “Muhallemiler, Türk hükümdarlarının baskısı sonucu Müslümanlaşmıştır” şeklindeki iddialara karşı çıkarak, İslamlaşmanın daha çok cemaat içindeki uygulamalara duyulan tepkinin bir sonucu olarak gerçekleştiğini belirtmektedir (Çevik 2007).     

When examining the places mentioned in the table as Muhallemi villages, Mor Ignatius's thesis that the communities living there adopted Islam late is clearly refuted. Because the data in the table shows that the Muhallemi villages converted to Islam much earlier than the date mentioned. This can also be understood from the aforementioned Hasankeyf Chronicle. In addition, some contemporary researchers also oppose the claims that "the Muhallemis converted to Islam as a result of pressure from Turkish rulers," stating that Islamization occurred more as a result of a reaction to practices within the community (Çevik 2007).
عند دراسة الأماكن المذكورة في الجدول باعتبارها قرى محلمية، يتضح زيف فرضية مور إغناطيوس القائلة بأن المجتمعات التي تعيش هناك اعتنقت الإسلام متأخرًا. إذ تُظهر البيانات الواردة في الجدول أن القرى المحلمية اعتنقت الإسلام قبل التاريخ المذكور بكثير. ويمكن استنتاج ذلك أيضًا من سجل حسنكيف المذكور آنفًا. إضافةً إلى ذلك، يعارض بعض الباحثين المعاصرين الادعاءات القائلة بأن "المحلميين اعتنقوا الإسلام نتيجة ضغط من الحكام الأتراك"، مؤكدين أن أسلمة هذه القرى كانت في الغالب رد فعل على ممارسات داخل المجتمع (تشيفيك، 2007).

Genel Bir Değerlendirme  

Muhallemilerin tarihi kökenlerine ilişkin ortaya atılan yukarıdaki bilgiler, kişisel kanaatlerden ziyade kaynakların verdiği bilgiler doğrultusunda oluşturulmuştur. Elde edilen bilgilerin verimli kullanılması adına bazı konularla ilgili kişisel değerlendirmelerin bu kısımda dile getirilmesinin daha isabetli olacağı düşünülmüştür. Bu bağlamda yukarıda değinilen bazı hususlarla ilgili bir takım değerlendirmeler yapılacaktır.  

The above information regarding the historical origins of the Muhallemians is based on information from sources rather than personal opinions. To ensure the efficient use of this information, it is deemed more appropriate to include some personal assessments on certain points in this section. In this context, some evaluations will be made regarding certain issues mentioned above.
تستند المعلومات المذكورة أعلاه بشأن الأصول التاريخية للمحليين إلى مصادر موثوقة وليست آراءً شخصية. ولضمان الاستخدام الأمثل لهذه المعلومات، يُفضّل تضمين بعض التقييمات الشخصية حول نقاط محددة في هذا القسم. وفي هذا السياق، سيتم تقديم بعض التقييمات بشأن بعض القضايا المذكورة أعلاه.

Bazı Batılı seyyahlar, zaman zaman bölgeye yapmış oldukları seyahatlerde karşılaştıkları Muhallemileri “Kürt” veya “Arapça konuşan Kürtler” şeklinde tanımladıkları olmuştur. Ancak yukarıda sözü edilen geçişgenliklerin istisna olarak kabul edilmesi halinde bunun birçok sebepten dolayı mümkün olmayabileceği düşünülmektedir. Bu sebeplerden biri, söz konusu toplulukların kullanmış olduğu dildir. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki Muhallemiler, konuşmuş oldukları dilin Arapça olduğunu beyan etmektedirler. Bu dil her ne kadar Arabistan’da konuşulan Arapçadan, telaffuz bakımından kısmen farklılık gösteriyorsa da öz itibarıyla aynı dil olduğu yönünde ortak bir kanaat mevcuttur.

Some Western travelers, during their occasional journeys to the region, have described the Muhallemians they encountered as "Kurds" or "Arabic-speaking Kurds." However, even if the aforementioned transitions are considered exceptions, it is thought that this may not be possible for several reasons. One of these reasons is the language used by these communities. First of all, it should be stated that the Muhallemians declare that the language they speak is Arabic. Although this language differs slightly in pronunciation from the Arabic spoken in Arabia, there is a common opinion that it is essentially the same language.
وصف بعض الرحالة الغربيين، خلال رحلاتهم المتقطعة إلى المنطقة، سكان المهلم الذين التقوا بهم بأنهم "أكراد" أو "أكراد يتحدثون العربية". ومع ذلك، حتى لو اعتُبرت هذه التصنيفات استثناءات، يُعتقد أن هذا قد لا يكون صحيحًا لعدة أسباب. أحد هذه الأسباب هو اللغة المستخدمة من قبل هذه المجتمعات. أولًا، تجدر الإشارة إلى أن سكان المهلم يُصرّحون بأن لغتهم هي العربية. ورغم اختلاف نطق هذه اللغة قليلًا عن العربية المُتداولة في الجزيرة العربية، إلا أن هناك رأيًا شائعًا بأنها في جوهرها اللغة نفسها.

Özellikle Hicaz bölgesinde kullanılan birçok nebâtât ve hayvan isimlerinin ortak olması, göçebelikten gelme topluluk özelliği taşıyan Muhallemiler için bu dilin sonradan öğrenilen bir dil olamayacağı, aksine köklü bir kaynaktan geldiği yani anadil olduğunun önemli kanıtlarındandır. Bununla birlikte coğrafi ve demografik yapı ile bağlantılı günümüzden bazı örneklerin de bu durumu desteklediği görülmektedir. Örneğin, Muhallemi köyleri genelde belli bir uzantı üzerinde peş peşe sıralandığı halde bunlardan farklı olarak Midyat’a bağlı Barbunıs Köyü (Pelitli), Kürt asıllı köylerle çevrilidir. Buna rağmen sözü edilen bu köyün sâkinleri Arapça konuşmaktadır. Oysa mevcut konumuna göre doğal olan, Barbunıs Köyünün de Kürtçe konuşuyor olmasıydı. Ancak böyle olmadığı gibi bahsedilen köy ile çevresindeki köyler arasında yalnızca dil değil kültürel anlamda da önemli farklılıkların olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. 

The commonality of many plant and animal names, particularly in the Hejaz region, is significant evidence that the Muhallemi language, spoken by a nomadic community, cannot be a newly learned language but rather originates from a deep-rooted source, meaning it is their mother tongue. Furthermore, some contemporary examples related to geographical and demographic structures support this. For instance, while Muhallemi villages are generally clustered together along a certain ridge, Barbunis Village (Pelitli) in Midyat is surrounded by villages of Kurdish origin. Despite this, the inhabitants of this village speak Arabic. Naturally, given its location, Barbunis Village should also speak Kurdish. However, this is not the case, and significant differences, not only in language but also in culture, exist between this village and the surrounding villages.
إن شيوع أسماء العديد من النباتات والحيوانات، لا سيما في منطقة الحجاز، دليلٌ هام على أن لغة المحلمي، التي يتحدث بها مجتمع بدوي، ليست لغة حديثة التعلم، بل هي لغةٌ متأصلةٌ في جذورها، أي أنها لغتهم الأم. وتؤكد بعض الأمثلة المعاصرة المتعلقة بالبنية الجغرافية والديموغرافية هذا الأمر. فعلى سبيل المثال، بينما تتجمع قرى المحلمي عمومًا على طول سلسلة جبال معينة، فإن قرية بربونيس (بيليتلي) في مديات محاطة بقرى ذات أصول كردية. ومع ذلك، يتحدث سكان هذه القرية اللغة العربية. وبطبيعة الحال، نظرًا لموقعها، كان من المفترض أن تتحدث قرية بربونيس اللغة الكردية أيضًا. إلا أن هذا ليس هو الحال، وتوجد اختلافات جوهرية، ليس فقط في اللغة بل في الثقافة أيضًا، بين هذه القرية والقرى المحيطة بها.

Gerçekte, çevre faktörlerin etkisine rağmen Muhallemilerin kullandıkları dilin günümüze kadar gelebilmiş olması küçümsenmeyecek bir vakıadır. Zira kendileri gibi konuşan insanlardan uzun bir süre uzakta kalmış olmak, başka dillerle eğitim almak ve farklı dillerde konuşan insanlarla komşu olup ayrı dili konuşmak, bir dilin kaybolması için yeter sebeplerdir.  

In reality, the fact that the language used by the Muhallemians has survived to this day despite the influence of environmental factors is not to be underestimated. After all, being separated from people who speak their own language for a long time, receiving education in other languages, and living next door to people who speak different languages ​​while speaking a different language are sufficient reasons for a language to disappear.
في الواقع، لا يُستهان بحقيقة أن اللغة التي استخدمها سكان المهلم قد صمدت حتى يومنا هذا رغم تأثير العوامل البيئية. ففي نهاية المطاف، يُعدّ الانفصال عن الناطقين بلغتهم الأم لفترة طويلة، وتلقي التعليم بلغات أخرى، والعيش بجوار أناس يتحدثون لغات مختلفة، أسبابًا كافية لاختفاء لغة ما.

Bu olumsuzluklarla birlikte dillerini kısmi yanlış telaffuzlarla dahi olsa muhafaza edebilmiş olmalarının temel sebeplerinden biri belki de yaşadıkları coğrafyadır. Muhallemiler, çoğunlukla kırsal alanlarda ve köylerde yaşamaktadır. Bu yaşamın kendilerinde hem olumlu ve hem olumsuz anlamda etkiler bıraktığı söylenebilir. Kırsal yaşam, söz konusu insanların çok farklı topluluklarla etkileşimlerini engellemiş, böylelikle gerek dilsel gerekse kültürel anlamda kısmen özgünlüklerini korumalarına yardımcı olmuştur. Bu özgünlük aynı zamanda olumlu yöndeki etkilenmeyi de ifade etmektedir. Buna karşın aynı yaşam tarzı, yaşanılan çevrenin sınırlılığına bağlı olarak günlük hayatta kullanılacak kelime sayısının daralmasına sebebiyet vererek dil üzerindeki olumsuz etkisini göstermiştir.

One of the main reasons they have been able to preserve their language, even with some mispronunciations, despite these negative aspects, is perhaps their geographical location. The Muhallemians mostly live in rural areas and villages. It can be said that this way of life has had both positive and negative effects on them. Rural life has prevented these people from interacting with very different communities, thus helping them to partially preserve their uniqueness in both linguistic and cultural terms. This uniqueness also represents a positive influence. On the other hand, the same lifestyle has shown its negative impact on the language by causing a reduction in the number of words used in daily life due to the limitations of the environment in which they live.
لعلّ أحد الأسباب الرئيسية التي مكّنتهم من الحفاظ على لغتهم، حتى مع بعض الأخطاء في النطق، رغم هذه الجوانب السلبية، هو موقعهم الجغرافي. يعيش سكان المهلم في الغالب في المناطق الريفية والقرى. ويمكن القول إن نمط الحياة هذا كان له آثار إيجابية وسلبية عليهم. فقد حالت الحياة الريفية دون تفاعلهم مع مجتمعات شديدة التباين، مما ساعدهم على الحفاظ جزئيًا على تفرّدهم لغويًا وثقافيًا. ويمثل هذا التفرّد أيضًا تأثيرًا إيجابيًا. من جهة أخرى، أظهر نمط الحياة نفسه أثره السلبي على اللغة، إذ تسبب في انخفاض عدد الكلمات المستخدمة في الحياة اليومية نتيجةً لمحدودية البيئة التي يعيشون فيها.

Böyle bir durum, gün geçtikçe kullanılmayan kelimelerin unutulmasına, ihtiyaç halinde ise unutulan kelimelerin yerine başka dilden kelimelerin dâhil edilmesine neden olacaktır. Bu da doğal olarak kullanılan anadilin fakirleşmesine ve başka dillerin içine karışmasına kapıyı aralayacaktır. Bu anlamda özellikle son dönemlerde gözlemlenen kelime ödünçlemesinin daha çok Türkçeden olduğu görülmektedir. Kürtçe ve Süryaniceden geçen kelimeler olmuşsa da bunlar, Türkçeye nazaran çok daha azdır. 

Zaten etkileşimin kaçınılmaz olduğu Mezopotamya gibi bir coğrafyada, birlikte yaşayan toplumların birbirlerinden etkilenmemiş olması mümkün değildir. Bu bağlamda Muhallemilerin etkileşiminde en büyük payın Süryanilere ait olduğu anlaşılmakla birlikte başta inanç olmak üzere, dil ve yaşam tarzı, en fazla etkilenen alanlar olmuştur. Bu arada Özellikle yukarıda sözü edilen telaffuz bozukluğunun da Süryanicenin etkisiyle gerçekleşmiş olabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü Süryanicede kullanılan yuvarlak harflerden özellikle “o” ve “é” (e ve ı-i seslerinin arası olan bir ses) sesleri, Muhallemilerin diline yoğun bir şekilde geçmiştir. Bu sebeple, Arapçadaki  “e” ile “i” sesleri çoğunlukla keskin bir biçimde telaffuz edilmemekle birlikte Süryanicedeki kullanımlarına çok yakındır. Bu aynı zamanda Süryanicenin Muhallemi dili üzerindeki etkisini ifade eden en önemli unsurlardan biri olmuştur. Ancak bundan Muhallemilerin, Süryani olduğu anlamını çıkarmak da yukarıda açıklandığı gibi pek mümkün görünmemektedir.  

Etnik anlamda Süryanilerden farklı olduğu bilinen Muhallemilerin ataları, bilindiği kadarıyla putperest olarak geldikleri yeni coğrafyalarında, coğrafyanın yerleşik ahalisi olan Süryanilerin Hıristiyanlık dinini kabul etmiş olabilecekleri mümkün görünürken, ilk dönemlerde inançsal boyutta Muhallemileri etkileyen bu durumun İslam’ın gelişine kadar devam ettiği, İslam’ın bölgeye yayılmaya başlamasıyla bunun değişmeye başladığı ve kısa bir zaman içerisinde Muhallemilerin İslamlaştıkları anlaşılmaktadır. Muhallemilerin hem etnik hem mezhepsel olarak Süryani olduğu yönündeki söylemler de ispatlanması güç iddialar olarak değerlendirilmektedir. 

The ancestors of the Muhallemians, who are known to be ethnically distinct from the Syriacs, are believed to have arrived in their new geographical area as pagans. While it seems possible that the Syriacs, the settled inhabitants of the region, may have adopted Christianity, this situation, which initially influenced the Muhallemians in terms of faith, continued until the arrival of Islam. It is understood that this began to change with the spread of Islam in the region, and the Muhallemians converted to Islam within a short period of time. Claims that the Muhallemians are both ethnically and religiously Syriac are considered difficult to prove.
يُعتقد أن أسلاف المحلّميين، المعروفين باختلافهم العرقي عن السريان، قد وصلوا إلى منطقتهم الجغرافية الجديدة وهم وثنيون. وبينما يبدو من الممكن أن يكون السريان، سكان المنطقة الأصليون، قد اعتنقوا المسيحية، إلا أن هذا الوضع، الذي أثّر في البداية على المحلّميين من الناحية الدينية، استمر حتى وصول الإسلام. ومن المفهوم أن هذا الوضع بدأ يتغير مع انتشار الإسلام في المنطقة، واعتنق المحلّميون الإسلام في فترة وجيزة. وتُعتبر الادعاءات بأن المحلّميين سريانيون عرقياً ودينياً صعبة الإثبات.

Muhallemilerin ait oldukları kabile ile ilgili dile getirilen Ben-i Hilal’e aidiyet meselesinde bir taraftan kültürel ortaklığın diğer taraftan da duygusallığın aktif bir rol oynadığı söylenebilir. Zira ortada haklarında henüz araştırma yapılmamış, uzun süreden beri geldikleri coğrafyadan kopmuş bundan dolayı da tarihini unutmuş olan göçebe bir topluluğun, Arap geleneğine uyarak kendilerini soylu ve güçlü bir kabile ile özdeşleştirmesi mevzusu vardı. Bunda özellikle henüz elektriklerin olmadığı dönemlerde (1980 öncesi) her gece bir evde dizi film şeklinde okunan Ben-î Hilâl Kıssasının (Teğribe) önemli bir katkısının olduğu düşünülmektedir. 

Regarding the Muhallemians' claim to belonging to the Banu Hilal tribe, it can be said that both cultural shared values ​​and emotional factors played an active role. This is because it involved a nomadic community, largely unexplored and long separated from their homeland, who had consequently forgotten their history. Their attempt to identify themselves with a noble and powerful tribe, in accordance with Arab tradition, is considered to have been significantly influenced by the Banu Hilal story (Tagharibe), which was read aloud in a serialized manner in homes every night, particularly during the pre-1980 era when electricity was unavailable.
فيما يتعلق بادعاء المحلميين انتماءهم إلى قبيلة بني هلال، يمكن القول إن القيم الثقافية المشتركة والعوامل العاطفية لعبت دورًا فاعلًا. فقد كان هذا الادعاء متعلقًا بمجتمع بدوي، لم يُستكشف معظمه، وانفصل طويلًا عن موطنه، ما أدى إلى نسيانه تاريخه. ويُعتقد أن محاولتهم للتماهي مع قبيلة نبيلة وقوية، وفقًا للتقاليد العربية، تأثرت بشكل كبير بقصة بني هلال (التغاريب)، التي كانت تُقرأ بصوت عالٍ في المنازل كل ليلة، خاصةً في الفترة التي سبقت عام ١٩٨٠ عندما كانت الكهرباء غائبة.

Sonuç 

Nihai olarak Spesifik anlamda Muhallemilerin bölgedeki yaşayışlarını aktaran tarihi nitelikli yazılı belgelerin olmayışı, bu toplulukla ilgili bilgilerin çoğunlukla rivayetlere dayalı anlatımlara bağlı kalmasına neden olmuştur. Rivayetlerin ortaya koyduğu soy şecereleri ve Arap kabilelerinin göç yollarının karşılaştırılmasından Muhallemilerin tarihi kökenlerinin Ben-i Rabia Kabilesinin kollarından Şeybaniler’e ulaştığına dair bir kanaat oluşturmuştur. Bunlar, Arabistan Yarımadasından göç etmiş ve Irak (Musul)’a yerleştikten sonra bir kısmı Fırat ile Dicle arasındaki bölgeye doğru harekete geçerek kendi adlarıyla anılan bölgeye yani Diyar-ı Rebia’ya yerleşmişlerdir. Farklı etnik unsurlarla karıştırılmışlarsa da daha çok Araplara yakın kendilerine özgü dilleri ve adetleri vardır.

Conclusion

Ultimately, the lack of historical written documents specifically detailing the lives of the Muhallemites in the region has led to information about this community largely relying on anecdotal accounts. Comparisons of genealogical records and migration routes of Arab tribes have led to the conclusion that the historical origins of the Muhallemites trace back to the Shaybanids, a branch of the Banu Rabia tribe. These tribes migrated from the Arabian Peninsula and settled in Iraq (Mosul), after which some moved towards the region between the Euphrates and Tigris rivers, settling in the area named after them, Diyar-i Rabia. Although they have mixed with various ethnic groups, they possess their own unique language and customs, which are largely closer to Arab cultures.

الخلاصة

في نهاية المطاف، أدى نقص الوثائق التاريخية المكتوبة التي تُفصّل حياة المُحليمين في المنطقة إلى اعتماد المعلومات المتوفرة عن هذه الجماعة بشكل كبير على الروايات الشفهية. وقد أدت مقارنة سجلات الأنساب ومسارات هجرة القبائل العربية إلى استنتاج مفاده أن الأصول التاريخية للمُحليمين تعود إلى الشيبانيين، وهم فرع من بني ربيعة. هاجرت هذه القبائل من شبه الجزيرة العربية واستقرت في العراق (الموصل)، ثم انتقل بعضها إلى المنطقة الواقعة بين نهري دجلة والفرات، واستقرت في المنطقة التي سُميت باسمهم، ديار ربيعة. وعلى الرغم من اختلاطهم مع مجموعات عرقية مختلفة، إلا أنهم يمتلكون لغتهم وعاداتهم الخاصة، والتي تُعدّ أقرب إلى حد كبير إلى الثقافات العربية.

Bölgeye ilk yerleştiklerinde farklı inançlara sahip idilerse de ilkin bölgede yaşayan Süryanilerin etkisiyle Hıristiyanlığı; İslam’ın gelmesiyle de bir süreç içerisinde İslam’ı kabul etmişlerdir. Bununla birlikte onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, insanlık tarihi kadar eski olan Mezopotamya’nın bir parçası olan bu coğrafyada kavimler arası geçişlerin yaşanması kaçınılmazdır. Bu sebeple bölgede saf bir ırktan bahsetmenin de mümkün olmayacağı açıktır. Buna rağmen toplumların ağırlıklı olarak kendilerini ifade ettikleri biçimde tanımlanmaları önemli olup, toplumsal huzur ve refahının sağlanması açısından büyük bir değer taşımaktadır.  

Although they initially held different beliefs when they first settled in the region, they first adopted Christianity under the influence of the Syriacs living there, and then, over time, Islam with its arrival. However, in this geography, which is part of Mesopotamia, a region that has hosted dozens of civilizations and is as old as human history, inter-ethnic migrations are inevitable. Therefore, it is clear that it is impossible to speak of a pure race in the region. Nevertheless, it is important for societies to be defined by the way they predominantly express themselves, and this is of great value in ensuring social peace and well-being.
على الرغم من اختلاف معتقداتهم عند استيطانهم المنطقة، فقد اعتنقوا المسيحية أولًا بتأثير من السريان المقيمين هناك، ثم الإسلام مع مرور الوقت. إلا أن الهجرات بين الأعراق أمرٌ لا مفر منه في هذه المنطقة، التي تُعد جزءًا من بلاد ما بين النهرين، وهي منطقة احتضنت عشرات الحضارات وضاربة في القدم بجذور التاريخ البشري. لذا، من الواضح أنه من المستحيل الحديث عن عرق نقي في المنطقة. ومع ذلك، من المهم أن تُعرَّف المجتمعات بالطريقة التي تُعبِّر بها عن نفسها، وهذا أمرٌ بالغ الأهمية لضمان السلام والرفاه الاجتماعي.